Oğuz Boyları

T.C.

GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TARİH ANA BİLİM DALI

 

 

OĞUZ BOYLARI

HAZIRLAYAN

 MEHMET KARASAKAL

GAZİANTEP

2010

 

 

 

İÇİNDEKİLER

1.Toplum Tipolojisi Dikotomik Yapı…..…………………………………………1

2.Türklerde Dikotomik Yapı…………….………………………………………..3

3.Boy Teşkilatı…………………………………………………………………….9

4.Oğuz Boyları……………………………………………………………………12

Sonuç……………………………………………………………………………..18

6.Kaynakça………………………………………………………………………………………………19

GİRİŞ

1.Toplum Tipolojisi Dikotomik Yapı

Sosyal yapı analizlerinde bazı sosyologlar sosyal yapıya dikotomik (ikili yapı) bir bakış açısı getirmişlerdir. Gordon Marshall dikotomi kavramını, “yalnızca iki kategorisi olan değişkenler” olarak tanımlamaktadır. Kuramsal açıdan bakıldığında ise, bu kategorilerin birbirlerini dışladıklarını düşünmektedir(Gordon 1999: 327 ).

Baumanise, dikotomik yapıyı: “Dikotomi’ya bu, ya öteki’ görüşü bizatihi üzerinde bütüncül, her yerde hâzır ve nâzır denetimin yaygınlaştırılabileceği üzere özerk, kuşatılmış parçaya yönelik bir dürtünün ürünüdür” şeklinde tanımlamaktadır (Bauman1998:.200).

Sosyologlar herhangi bir sosyolojik sorunun ele alınmasında nereden başlanacağı, kendi duruş noktalarını ve ele aldıkları sorunu ortaya koyup karşılaştırma yapabilecekleri sabit bir noktaya ihtiyaç duymaktadırlar. Bu sabit noktanın kendisi bir yaklaşım, bir zihniyet, bir mercek, bir çerçeve olabilir. Başlangıç noktasını belirlemede söz konusu merceklerin veya yaklaşımların da üzerinde bir genelleme seviyesinde yer alan dikotomik düşünce, tüm kuramların içindeki belirli kavramsal kategorilerin biçimlenmesine, bizim sosyal dünyaya bakışımızı ve kendi duruş noktamızı karşılaştırmamıza yarayan “zihinsel tasarımlar” olarak karşımıza çıkar (Erol  2000 :137).

Sosyolojik çözümleme yaparken, bilindiği gibi, söz konusu özgül durumları tanımlamada dikotomiler veya fikir çiftleri kullanmak yaygın bir düşünsel pratiktir. Chris Jenks’in editörlüğünü yaptığı Temel Sosyolojik Dikotomiler (1998) adlı çalışmada yer alan bazı dikotomiler; Yapı-fail (agency); süreklilik-değişme; olgu-değer; kamusal-özel; seks-cinsiyet rolleri; lokal-küresel; kalitatif-kantitatif; normal-patolojik; kültür-doğa; ırk-etnisite; idealizm-materyalizm; kuram-pratik; sivil-politik; aktif-pasif; imaj-metin olarak karşımıza çıkar. Sosyolojik anlamanın özü olan dikotomiler, gündelik hayatta kullandığımız sağduyu bilgisinin de temelinde yer alan tasarımlardır. Bu tasarımların faydası bize iki güçlü ve birbirine zıt konumlardan hareketle savlar üreterek farklı açılardan sorunlara yaklaşabilmemizi sağlamalarıdır. Dikotomiler aracılığı ile her iki tarafın da zayıf ve güçlü yönlerini görüp bazı değerlendirmeler yaparız.

Kuşkusuz, sosyolojik bilgiyi bu tür dikotomiler ile kurmamız için bazı nedenlerden bahsedilebilir. Bunlardan birincisi, durduğumuz yer ve içinde bulunduğumuz toplumun karakteri ile ilgilidir. Sosyal olayları bir takım soyut dikotomiler ile çözümlemek, bize zıt konumda yer alan karşıt bir duruşun veya bizden farklı düşünenlerin tezlerini ve yaklaşımlarını daha iyi anlamamızı sağlayarak etnosantrik eğilimleri sınırlandırmamıza yarar. İkinci olarak, tarih ve zaman da önemli etmenlerdir. Çünkü, dikotomiler, göreceli olarak zamansızdır ve problemleri farklı tarihsel zamanlarda analitik olarak formüle etmemize yararlar. Bir başka deyişle, bir problemi içinde bulunduğu tarihsel kesitten soyutlayarak ele almamıza yararlar. (Erol 2000 :139).

Bugüne kadar yapılmış ünlü ikili yapı örnekleri arasında Toennies’in cemaat-cemiyet, Durkheim’in mekanik-organik, Parsons’un duygusallık-duygusal olmayış, toplumsallık-kişisellik, özgüllük-evrensellik, başka kişileri kendilerine atfedilen özelliklere göre değerlendirme-başka kişileri başarılarına göre değerlendirme, yaygın ilgi-belirli ilgi beşli dikotomisi gösterilebilir. Bu açıdan bakıldığında, Türk kültür sosyolojisinin tarihsel sürecinde dikotomik yapının varlığından söz edilebilir.

2.Türklerde Dikotomik Yapı

Oğuz Türklerinin idarî ve sosyal teşkilâtlanmasında dikotomik, yani ikili bir yapı görülmektedir. Bu ikili yapı, sağ-sol, doğu-batı, iç-dış, ak-kara gibi birbirine paralel kavramlarla açıklanmakta idi. Nitekim buna uygun olarak Oğuzlar Boz Ok ve Üç Ok olmak üzere iki kola ayrılmışlar; her koldaki on ikişer boy, idarî ve sosyal mevkilerini yansıtan orun/yer/statü ve ongunları ile Oğuz töresi içinde yerlerini almışlardır. Oğuz geleneğine göre Boz Oklar hâkim unsur, Üç Oklar ise ona tâbidir (Bulduk 1997: 37).

Türk devletlerinde, boylarında ve daha küçük birimlerinde kendine has bir teşkilâtlanma şeması vardır. Selçuklu öncesi Türk devletlerinin veya boylarının teşkilât yapıları incelendiğinde ikili bir düzen kendini göstermektedir. Asya Hun Tanhuluğu, Avrupa Hun Tanhuluğu, Tabgaç Devleti ve Göktürk Kağanlığında bu ikili düzen doğu-batı şeklindedir. Asya Hunları, Akhunlar ve Göktürklerde ayrıca sağ-sol ve kuzey-güney şeklinde de bu ikili düzenin ifade edildiği bilinmektedir. Tuna Bulgarlarında, Macarlarda, Vusanlarda bu ikili teşkilâtın büyük-küçük şeklinde ifade edildiği tespit edilmiştir. Diğer yandan Oğuz, Bulgar ve Karluk Türk gruplarında bu yapılanmanın iç-dış; gene Oğuzlar’da Boz Ok-Üç Ok; Hun, Oğur, Bulgar, Hazar, Macar, Kuman ve Türgişler’de ak-kara gibi terimlerle Türkler’e has bu teşkilâtlanma ifadesini bulmaktadır (Çay 1996: 245)

Bu dikotomik yapılarda, (Boz Ok-Üç Ok, sağ-sol vb.) daima bir tarafın hâkimiyet üstünlüğü tanınırdı. Üç Oklar (destanda ellerinde ok bulunduranlar) da Boz Oklara tâbi idi. Başta büyük bir hükümdar (Tanhu veya hâkan) bulunup da, ülke sağ-sol kanatlar halinde teşkilâtlandırıldığı zaman her iki taraf merkeze bağlı olarak tanhu veya hâkanın kontrolü altında tutulurdu. Kanatların başındaki idareciler asıl hükümdarın yüksek hâkimiyeti altında töre hükümlerini yürütür, kendi bölgelerini ilgilendiren hususlarda dış ilişkilere girer, ancak bütün İl ile ilgili meselelerde toplanırlardı. Ordular birleştiği zaman herkes mensup olduğu cihete göre sağ veya sol kanatta yerini alırdı (Kafesoğlu, 1994:260).

Oğuz Kağan destanında bu ikili yapıya rastlanmaktadır. Bu destanda Türk toplumunun Boz Ok ve Üç Ok kollarına ayrılması şu şekilde anlatılmaktadır; “… Sonra Oğuz Kağan büyük bir kurultay topladı. Maiyetini ve halkını çağırttı. Onlar geldiler ve müşavere ettiler. Oğuz Kağan ordugâh … sağ yanına kırk kulaç direk diktirdi; üstüne bir altın tavuk koydu; altına bir ak koyun bağladı. Sol yanına kırk kulaç direk diktirdi. Üstüne bir gümüş tavuk koydu; dibine bir kara koyun bağladı. Sağ yanına Bozuklar (Boz Oklar) oturdu; sol yanda Üç Oklar oturdu. Sonra Oğuz Kağan oğullarına yurdunu üleştirip verdi…”(Arat 1970 :14).

Yalnızca bu kurultay tasviri bile, yukarıda sözü edilen dikotomik ilişkinin somut örneğini vermektedir:

Sencer Divitçioğlu’da Oğuz Kağan Destanından faydalanarak Boz Ok’u Üç Ok’tan ayıran yedi ikili yapı (dycotomie) ortaya çıkarıyor: Boz Ok/Üç Ok, ak/kara, doğu/batı, sağ/sol, altın/gümüş, yay/ok ve ağa/ini (Divitçioğlu 2000 :48).

Divitçioğlu, Oğuz Kağan Destanı’na dayanarak Boz Ok-Üç Ok dikotomisini (zıtlığını) bugüne kadarkilerden çok farklı bir bakış açısı ile değerlendirmektedir. Oğuz Kağan Destanında Boz Ok’un ağabeyler ve yayla, Üç Ok’un iniler ve okla temsil edilmeleri iki kolun arasında bulunan bir hâkimiyet-tabiyet ilişkisinden çok, Oğuz Yabguluğunun kuruluşu esnasında ortaya çıkan olay-çatkılarıyla ilgilidir. Burada ağabey ile yayın simgeledikleri, bir yandan yaşlılık ve eskilik, öte yandan, parçalanma ve dağılmadır. Yani, Boz Ok, eski ve bölünmüş On Ok’tan başkası değildir. Üç Ok ise inidir, çünkü, uzaklardan geldiği için genç ve dolayısıyla yenidir. Sonuçta, bunların bir efsane düzeyinde olduğunu belirten Divitçioğlu, aslında ok ve yayın Selçuklu başkanları tarafından, Oğuz boyları arasında hiçbir ayırım yapılmadan, egemenlik simgesi olarak taşındığını söyler. Selçuklu Devleti’nin kuruluşu esnasında gerek Arslan İsrail Yabgu, gerek Tuğrul Bey, gerekse İbrahim Yınal ok ve yayı hem başkanlık imi olarak üzerlerinde taşırlar, hem de tuğra olarak kullanırlardı(Divitçioğlu, 2000 :50)

Ancak, Bulduk, Kafesoğlu, gibi tarihçiler ise Boz Ok-Üç Ok zıtlığını hâkimiyet-tabiyet ilişkisi ile değerlendirmektedirler(Bulduk 1997:48; Kafesoğlu, 1994 : 240).

Bulduk’a göre, Göktürk ve Uygur hakimiyetinin Türkistan’da zayıflamasıyla, doğudaki Boz Ok boyları, batıdaki Üç Ok illerine sığınmış ve hakimiyet Üç Oklara geçmiştir. Bu tarihi gidişatı Dede Korkut Destanlarından takip edebiliriz. Ayrıca, X-XI. yüzyıllarda Üç Oklardan Salur Boyunun Oğuzlara liderlik ettiğini ve 1040-1308 yıllarında yaşamış olan güçlü Selçuklu devletini yine Üç Okların Kınık Boyu mensuplarının kurduğunu hatırlayacak olursak bu gerçek daha iyi görülebilir. Moğol istilasından sonra nasibini alan Selçukluların yıkılma sürecine girmesiyle beraber Anadolu’da Osmanoğulları gittikçe güçlenmeye başlamış ve nihayetinde Anadolu’daki Türk birliğini tesis etmeyi başarmışlardır. Dolayısıyla Oğuz ananesi özüne dönmüş, yani Boz Oklar tekrar hakimiyeti ele almışlardır  (Divitçioğlu, 2000 :49).

Sağ-sol dikotomik yapısına gelince; Kafesoğlu, eski Türklerin bu şekildeki ikili (doğu-batı, sağ-sol vb.) teşkilât yapıları ile yönetilmesini eski Türk Gök dini inancına dayanarak açıklamaya çalışmaktadır.

Kafesoğlu’na göre; “Gök ve 4 cihet Türk devletinin mekânını meydana getiriyordu. Gerçekte devlet yeryüzünde olmakla beraber, Gök-Tanrı’yı hâkimiyetin sahibi ve kaynağı bilen Türklerin zihninde, iktidar Tanrı’dan (Gök’ten) aşağıya doğru intikal ettiği için, devlet içindeki mevkiler de yukarıdan aşağı sıralanıyor ve sağa, sola doğru yayılıyordu. Eski Türk inancında güneşe ve aya verilen ehemmiyetten anlaşılıyor ki, bu sağ ve sol istikametleri genellikle doğu-batı cihetleri idi. Güneşin doğduğu tarafın Türklerce kutsal yön sayıldığına dair deliller çoktur; Hükümdar otağının doğuya açılması, hâkanların tahtta doğuya dönük oturmaları örnek olarak verilebilir. Öteki cihetler güneşin gökyüzündeki seyrine göre sıralanıyordu. Orhun Kitâbelerinde cihetler şöyle gösterilmiştir: 1- ileri, gün doğusu, 2- beri, gün ortası (güney; sağ taraf), 3- geri, gün batısı, 4- yukarı, gece ortası (kuzey; sol taraf)”. Ayrıca, Türk devlet teşkilâtında batının, doğudan sonra ikinci yeri alarak Türk hâkimiyetinin gelişme ve genişleme ekseninin doğu-batı istikametinde olmasını, güneşin ve ayın battığı yer olması ile açıkladığı gibi, Öğel’e dayanarak coğrafi ve iklim şartlarını da dikkate değer bulmaktadır(Sümer, 1999: 224).

Bu noktada şunu da belirtmek gerekir; Güney sıcak, yaz ve bolluk: Yani ır; kuzey ise soğuk, kış ve yoksulluk: Yani kuz’dur. Ir, kuza tercih edildiğinden güney kuzeye, sağ da sola tercih edilir(Divitçioğlu : 2000 s.49).

 Eski Türk ellerinde ve ordularında ikili düzen değişmez bir kaide olduğundan, Oğuz elinde ve ordusunda da bu kaide hâkimdi. Böylece el ve ordu ikiye bölünmekte, bunlara kol denilmektedir. Kollar da birbirinden sağ ve sol sıfatları ile ayrılıyor. Osmanlı Devleti’nde de sağ kol-sol kol adları verilen bu ikili düzen hem askerî, hem de mülkî teşkilâtta esaslı bir kaide olarak uygulanmıştı. Türklerde sağ kol, Moğolların aksine olarak daha şerefli sayılıyordu. Boz Oklar da hâkim kolu teşkil etmeleri itibari ile onlar sağ kol sayılmışlardır. Bu gelenek, bu kollar var oldukça devam edip gelmişlerdir(Sümer, 1999 : 224).

Ak-kara zıtlığının açıklanması konusunda ise yine birbirinden çok farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bu farklı tezlerden ilki Divitçioğlu tarafından ortaya atılmıştır. Divitçioğlu Boz Ok’a koyun, atfedilen ak, Üç Ok’a koyun, atfedilen kara sıfatlarının, hiçbir şekilde iki toplum arasında efendilik-kulluk ya da ak budun-kara budun ilişkisi göstermediğini, bundan dolayı ak-kara zıtlığının Oğuz toplumuyla, dolayısıyla da Boz Ok ve Üç Ok kollarıyla ilgisi olmadığını belirtmektedir(Divitiçioğlu 2000 : 49)

. Boz Ok-Üç Ok, doğu-batı, sağ-sol, kuzey-güney, büyük-küçük gibi dikotomik yapılarda yaşayan halk, Kafesoğlu’na göre, ak (veya sarı)-kara sıfatları ile birbirinden ayırt edilmekte idi. Bu ak-kara dikotomisine göre oluşan bazı halklar şöyle sıralanabilir;

Ak Hun-Kara Hun

Ak (sarı) Ogur-Kara Bulgar

Ak Hazar-Kara Hazar

Ak Macar-Kara Macar

Ak Kuman-Kara Kuman

Sarı (Ak) Türgiş-Kara Türgiş

Kara Kıpçak-Ak Kıpçak

Günümüzde Uludağ yöresinde yer tutan Yörük aşiretleri arasında da buna benzer bir farklılaşma dikkati çekmektedir (Kafesoğlu, 1994:260).

Uludağ bölgesinde yurt tutan Kızılkeçili ve Karakeçili aşiretleri birbirlerinden giyim-kuşam, çalışma sahaları ve sahip oldukları hayvanlara varıncaya kadar farklılıklar göstermektedir. Bunlar arasında Kızılkeçililerin çadırları alaçık, Karakeçililer’in karaçadır olması; ip bükmek için Kızılkeçililer kirman kullanırken, Karakeçililerin iğ kullanmaları; Kızılkeçililerin deve beslemelerine karşılık, Karakeçililerin kısrak, at ve katır beslemelerini sıralanabilir. Bu Yörükler arasında diğer önemli bir kanaatin de ‘Kızılkeçililerin hünkâr elli, Karakeçililerin oba elli’ olmalarıdır. Yani kendilerini, Boz Ok-Üç Ok gibi avam-havas olarak nitelendirmektedirler” (Yalgın, 1950,s. 120-121).

Asya-Hunları Yabgusu Mo-tun/Mete, M.Ö. 209 yılında başa geçerken devleti, “Sol-Bilge Elig” ve “Sağ-Bilge Elig” adlarıyla iki idare bölgesine ayırmıştı. Bu “ikili düzen”in, bir millî-idarî gelenek olarak, daha çok eskilerden geldiği anlaşılıyor. (Kirzioğlu, 1987:37).

Bu ikili idarî yapı dışında Türk sosyal yapısında, dörtlü-altılı-onikili-yirmidörtlü bir yapılanma şekli de görülmektedir. Bilinen en eski yapı Oğuzların boy teşkilâtıdır. Bununla ilgili olarak Oğuz Kağan Destanı konuya açıklık getirmektedir. Oğuz Han’ın altı oğlundan Gün, Ay ve Yıldız Hanlar “Boz Oklar” grubunu, Gök, Dağ ve Deniz Hanlar ise “Üç Oklar” grubunu oluşturmakta idiler. Oğuz Han’ın her oğlundan olan dörder evlat ile yani torunlarıyla 24 Oğuz boyu ortaya çıkmıştır.

Osmanlı devleti teşkilâtında sağ kol-sol kol olmak üzere ikili düzen esaslı bir kaide olarak yer aldıktan başka, 24’lü düzene ait de bazı misaller vardır. Meselâ Rum-eli eyaleti 24 sancağa ayrıldığı gibi, Diyarbekir eyaleti de sekizi yurtluk, beşi ocaklık olmak üzere 24 sancak idi. Evliya Çelebi’ye göre, Kütahya sancağı 24 kadılık idi. Rum-elindeki devlet hizmetinde bulunan yörükler 24 kişiden müteşekkil takımlara ayrılmıştı(Sümer, 1999 : 277).

Günümüz Kırgız Türklerinde, tarihin en eski devirlerinden beri ikili bir yapılanma vardır. Kırgızlar, “Ong-(sağ) Kol” ve “Sol-Kol” adlı iki ana kol, Türkmenistan’daki Teke Türkmenleri de “Ötemiş” ve “Toktamış” adlarıyla iki kol halinde yaşamaktadırlar. Başkurt Türkleri kendilerini “Oniki Bavlı/Oniki boy” olarak nitelendirmektedirler. Aynı şekilde, Altaylılar da kendilerinin 24 söyük (kemik/soy)’ten meydana geldiklerine inanmaktadırlar.

İkili ve 4-6-12-24 şeklindeki boy tasnifi Türkmenler ve yörükler arasında da çok yaygındır. Nitekim Karakeçili yörükleri de 12 aşiretten meydana gelmişlerdir. Bilecik Pazaryeri Günyurdu köyünde yerleşik hayata geçen Karakeçili Yörükleri, “Karakeçililer on iki kalemdir” şeklindeki ifadeleriyle Karakeçililer’in 12 aşiretten oluştuğunu vurgulamaktadırlar.

Abdulkadir İnan, Oğuz boyları arasında ikili ve katları şeklinde yaşanan bu yapının temelinde “orun” ve “ülüş” meselesinin yattığını düşünmektedir. İnan’a göre, “Oğuz boylarının (Türkmenlerin) ananesine göre içtimalarda her boyun oturacak (işgal edecek) yeri,’damga’sı, ‘ongun’u ve hatta ziyafet için kesilecek hayvanın etinden alacak payları (ülüş) da belirlenmiştir”(İnan1968 : 241).

Göçebe Türk ananelerini muhafaza eden ve hukuk meselelerinin çoğu “töre” ve “yol” (usul, kaide) ile tayin edilen Kazak-Kırgız Türklerinde “orun-mevki” meselesine çok önem verilir. Bu cihet yalnız büyük içtimalarda ve kurultaylarda değil, kabile ve oymakların yaylalarda, obaların derecelerinde ve obalarda çadırların kurulmasında da riayet edilir( İnan 1968 :247).

Doğu

  o          o          o

  9          8          10

              0

  0          1          0

  0          2          3          0

  0          4                      5          0

Güney    6          7          Kuzey

  *

  *          *

Batı

1-7 rakamlı çadırlar kabilelerin “statü”lerine (mevkilerine) göre oturacak yerlerdir (rakamlar derecelerini gösterir). 8, 9, 10 rakamlı çadırlar hocalara, seyyidlere ve hanın akrabalarına ayrılmıştır. İçi dolu olan çadırlar toy veren boyun oturması için ayrılan yerlerdir. Bu çadırlar mutfak vazifesini görmektedir.

“Orun” ve “Ülüş” her kabilenin ve her oymağın kavim ve cemiyet içinde birçok şeyler üzerindeki hukuklarını gösteren delildir; müessesedir. Yayla, av, harp ganimetleri taksim edilirken her kabilenin “orun”u ve “ülüş”ü dikkate alınarak ona göre “pay” verilir. Mühim içtimalardan birinde “orun” ve “ülüş”ünü bir defa kaybeden kabile yahut oymak mer’a, av ve sair şeyler üzerindeki hukukunu da kaybetmek tehlikesine maruz kalır. Onun içindir ki her kabile bu “orun” ve “ülüş” haklarına ehemmiyet vermek mecburiyetindedir. (İnan 1968: 254).

  Bayındır          ¨ Æ      Uyluk  ¨ Æ      Avşar

Üç Ok   Çavuldur         ¨ Æ      Yanbaş            ¨ Æ      Yazgır  Boz Ok

  Salgur  ¨ Æ      Aşıklı Ülik       ¨ Æ      Kayı

  Alayundlug      ¨ Æ      Umaca ¨ Æ      Dodurga

Üç Ok   Igdır    ¨ Æ      Kara İlik         ¨ Æ      Alka Evli                    Boz Ok

  Yıva    ¨ Æ      Yağrın ¨ Æ      Beğdili

Divitçioğlu, yüzyılların deneyimleri sonucu mükemmel bir yapıya sahip devlet aygıtının, Selçuklu tarafından diriltilirken tek bir kusurlu tarafının Türk-Oğuz ülüş sistemi olduğunu düşünmektedir. Divitçioğlu’na göre; “üretilen ya da gasp edilen ürünü, bey içindeki dizilişe göre üleşen Oğuz Beyleri, zaptettikleri ülkeyi de kendi atauruk iniş sistemleri çerçevesinde üleştirmeyi bir borç biliyorlardı. Böyle bir sistem içinde beklenilen olumsuz sonuçların doğması kaçınılmazdı. Nitekim, Selçukluda bütün ülüş sahibi beylerin bir kısmı (Musa Yabgu, İbrahim Yınal, Kutalmış) fırsat buldukları taktirde Sultana karşı ayaklanmaktan geri kalmamışlardı(Divitçioğlu, 2000 : 122).

3.Boy Teşkilatı

Oğuzların, Göktürkler Devri’nde dokuz boy halinde bulundukları yukarıda belirtilmişti. Bu boylar Üç Oğuz ve Altı Oğuz şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Şine Usu yazıtında Sekiz Oğuz’dan bahsedilmektedir. F. Sümer, Üç ve Altı Oğuz tabirlerine bakarak Oğuzların daha Göktürkler Devri’nde iki kol halinde olabileceği ihtimali(Sümer 1999: 251) üzerinde durmuş ise de bu husus açık olmadığı gibi iki kol halinde bulunduklarını gösteren delillere de sahip değiliz. Kanaatimizce, Üç, Altı, Sekiz ve Dokuz tabirleri onların konfederal (boylarbirliği) yapısını göstermektedir.

  1. yüzyılda Oğuzların içinde bir müddet misafir kalan İbn-i Fadlan, onların sadece kıl çadırlarda yaşayan konar-göçerlerolduklarını ve bir Yabgu’nun idaresinde bulunduklarını bildirdikten başka boy yapıları hakkında herhangi bir bilgi vermez.(Faldan1975: 37) XI. yüzyılda Oğuzellerini dolaşan Kaşgarlı Mahmud, Oğuz boylarını saydığı halde, boy teşkilatı hakkında bilgi vermez. Kaşgarlı, sadece  bilinmeleri gerektiği için büyük boyları saydığını, Oğuzların, dedelerinin adlarını alan daha pek çok aşirete ayrıldığını söyler. Kaşgarlı Mahmud, Oğuzların 24 boy halinde yaşadıklarını bildirir, ancak 22 boyun adını sıralar. Eksik kalan iki boyun ise Halaçlar olduğunu ancak onların Oğuz kültür dairesinden çıktığını bildirir.

Kaşgarlı Mahmud, Oğuzlar arasında dolaştığı sırada şüphesiz onların boy yapılarına ait hikayeler de dinlemişti. Oğuzların 24 boydan meydana geldiğini bildirmesi bunun delili olabilir. Ancak, O, Oğuz boylarının tamamı ile karşılaşmamış olabilir. Bu yüzden eksik bildiği boyları Halaçlar ile tamamlamaya çalışması akla yatkın gibi görünüyor. Halaçlar, Orta İran’da bulunan ve Doerfer’in tespitleri ile dillerinde Göktürkçe arkaik kelimeler bulunduran bir topluluk idi.

Reşidüddin Oğuznamesi’nde bunların adının Oğuz Kağan tarafından “Kal Aç” şeklinde verildiği şeklindeki ifadeler elbette güvenilir izahlar değildir.(Togan1982:45) Haddizatında, boy adları ile ilgili yapılan açıklamalar da halk iştikaklarına dayanmaktadır. Bu yüzden bunların herhangi bir etimolojik değeri bulunmamaktadır.

24 boy hakkında Reşidüddin’deki izahlar Kaşgarlı’ya göre daha açıktır. Üstelik o Oğuz boylarının listesini şematik hale getirmiştir. Reşidüddin, Oğuz boylarının isim almalarını bir hikaye içinde anlatır.100 Buna göre, Oğuz Kağan’ın ölümünden sonra çocuklarının arasında herhangi bir çatışma çıkmaması için Irkıl Koca adlı yaşlı bir Bey’in tavsiyesi üzerine, her bir evladın kendi yerini bilmesi ve eşyasını kendi damgası ile tanıması için  birer isim ve damga verilmişti. Oğuznâme’ye göre Oğuzlar, daha Oğuz Kağan zamanında Bozok ve Üçok şeklinde iki gruba ayrılmışlardı. Bu ayrım yaş esasına göre yapılmıştı. Buna göre, Bozokları teşkil eden Kün Han, Ay Han ve Yulduz/Yıldız Han yaşça büyük olanları idi. Oğuzlara ait destanî mahiyetteki eserlerden Bozokların sağ kolda bulunduğu ve hakim zümreyi oluşturduğu şeklinde ulaşan bilgiler de tereddüt arz etmektedir. Çünkü Reşidüddin Oğuznamesi’nde sultan çıkaran boylar arasında Üçok kolundan Eymürler olduğu gibi, Ebulgazi’de de Salur ve Eymür boylarından da sultan çıktığı ifade edilmektedir. Reşidüddin ve Kaşgarlı Mahmud’a göre Oğuz boylarının listesi şöyle belirlenmişti:

Kaşgarlı Mahmud’un Listesi:

  1- Kınık          12- Kara-Bölük

  2- Kayığ          13- Alka-Bölük

  3- Bayundur    14- İğdir

  4- İva, yuva     15- Üreğir, Yüreğir

  5- Salgur          16- Totırka

  6- Afşar           17- Ula-Yundluğ

  7- Beğtili         18- Töker

  8- Bügtüz        19- Beçenek

  9- Bayat          20- Çuvaldar

10- Yazgır         21- Çepni

11- Eymür         21- Çarukluğ

Reşidüddin’in Listesi

BOZOKLAR

Gün Han           Ay Han           Yıldız Han

Kayı       Yazır   Avşar

Bayat Döğer      Kızık

Alkara-evli        Dodurga          Beğdili

Kara-evli           Yaparlı Karkın

ÜÇOKLAR

Gök Han           Dağ Han         Deniz Han

Bayındır Salur    Yiğdir

Beçene   Eymür Bügdüz

Çavuldur           Ala-yundlu      Yıva

Çepni     Üreğir  Kınık

Tablodan görüleceği gibi her iki müellif arasında bazı farklar oluşmuştur. Çaruklu boyu Reşidüddin’de görülmediği gibi Yaparlı, Kızık ve Karkın boyları da Kaşgarlı’nın listesinde yer almamaktadır. Bu husus, boyların nüfus kaybına uğrayıp diğer boylar arasında kaybolmaları ile ilgili olabileceği ihtimalinin yanı sıra, boyların alt gruplarından birinin ya da bir kaçının nüfus bakımından güçlenerek diğer boylar gibi temsil olunmaya başlaması ile de ilgili olsa gerektir.

Bu husus ile ilgili en kıymetli örnekler Anadolu’da ve Orta Doğu’da görülmektedir. Bu cümleden olarak, Memlüklerin Gazze’den Diyarbekir’e kadar yurt verdiği Türkmen aşiretleri arasında101 Avşarlara mensup bulunan Köpekli, Gündüzlü ve Kutbeyli aşiretleri Avşarlar ile birlikte her biri ayrı ayrı temsil olunmaktaydı. Bunlar, bu dönemde Köpekli Avşarı, Gündüzlü Avşarı, Kutbeğli Avşarı şeklinde boy adları ile birlikte; daha sonraları ise sadece kendi adları ile anılmaya başlamışlardır. Keza, Güney Anadolu Toroslarında konar-göçerlik eden Bozdoğan Yörükleri arasında tesadüf edilen Iğdır, Adana havalisindeki aşiretler arasında görülen Peçenekler nüfus bakımından temsil güçlerini bütünüyle kaybetmişlerdi. Öte yandan Anadolu’da Türkmen aşiretlerinin tâbi olduğu Halep, Dulkadir, Bozulus, Karacakoyunlu, Uluyörük, Atçeken, Yeni il, Bozdoğan, Varsak gibi üst kimlikler oluşmuştu ve 24 Oğuz boyuna mensup boylar burada “Avşar tabi-i Dulkadirli” gibi yeni üst kimlikleri ile birlikte anılır olmuşlardı.102 Binaenaleyh, Kaşgarlı Mahmud ile Reşidüddin’in Oğuzlara dair verdikleri listeler elbette kat’i listeler olmayıp, listelerin tutulduğu dönemlerdeki boy sayılarını ve büyük boyları yansıtmaktaydı.

Bozok ve Üçok meselesine gelince, Reşidüddin Oğuznamesi’nde Bozok ve Üçok ayrımının daha Oğuz Kağan zamanında başladığına dair bilgi bulunmaktaydı. Dede Korkut Oğuznamelerinde ise Bozok ve Üçok yerine, İç Oğuz ve Dış Oğuz (Taş Oğuz) ayrımı bulunmaktadır. Şüphesiz bu, Bozok, Üçok ayrımının tabiî bir yansımasıdır. Öte yandan XII. yy.’da Selçuklulara karşı isyan eden Oğuzlar “Bozok” ve “Üçok” olmak üzere iki gruba ayrılmışlardı. Üçokların başında Tûtî Bey, Bozokların başında ise Korkut Bey bulunuyordu. Ayrıca, Dinar, Bahtiyar, Arslan, Çakır ve Mahmud Bey adlı boy beyleri vardı. Buna göre, her ana kol bir bey tarafından temsil olunmakta, boylar ise ayrıca kendi beylerinin idaresinde bulunmaktaydı.

Moğol istilası sırasında, Türkmenlerin kalabalık kitleler halinde Anadolu’ya gelmeleri ve Anadolu Selçuklu Sultanlarının bunları Anadolu’nun çeşitli bölgelerine  sevk etmeleri Bozok-Üçok teşkilatında ve boy yapılarında büyük bir erozyon meydana getirdiği anlaşılmaktadır. Bu cümleden olarak, Memlük Devleti’nin Gazze’den Antakya’ya kadar olan sahada yurt verdiği Avşar, Beğdili, Döğer, Bayat, İnallu gibi Türkmen boyları arasında Bozoklu ve Üçoklu diye iki grup daha vardı. Bu husus galip ihtimal, Moğol istilasının Türkmenlerin eski boy teşkilatlarında meydana getirdiği büyük bozulma ve dağılma süreci ile ilgili olup Bozoklular ve Üçoklular bünyelerinde kendi boy isimleri ile anılmayan gruplardan oluşuyordu.

Kayıtlardan, Dulkadiroğulları Beyliği’nin Bozoklardan, Ramazanoğulları Beyliği’nin ise Üçoklardan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Ancak, kanaatimizce, anılan beyliklerin Bozoklu yahut Üçoklu kabilelerin bir araya gelmesi ile kurulduğunun aksine olarak, sadece beyliği kuran ailenin dayandığı boyu yansıttığı hususu üzerinde de durmak gerekir. Çünkü, ne Dulkadir Beyliği’nin kurulduğu Elbistan-Maraş bölgesinde Bozoklar ne de Ramazanoğlu Beyliği’nin kurulduğu Çukurova bölgesinde Üçoklar homojen bir yapı göstermedikleri gibi bir süre sonra tarihten sessiz sedasız çekilmişlerdir. Bugünkü Yozgat bölgesinin bulunduğu sahaya, Osmanlılar zamanında verilen Bozok adı da Dulkadir Beyliği’ni kuran ve “Bozoklu” adını taşıyan aşiretlerin hatıraları olmalıdır.

4.Oğuz Boyları(Sümer 1999:s236-332)

Kayı

Kayı boyu Kaşgarlı’da ikinci, Reşüddin’de ise birinci sırada yer almaktadır. F. Sümer’e göre bu husus, onların siyasî gücünü yansıtmaktadır. Dede Korkut Oğuznamelerinde de “Ahir zamanda Hanlık Kayı’ya değe”, ifadesi bulunmaktadır. Yalnız bu sonuncusunun Oğuznâmelere sonradan eklendiği anlaşılmaktadır. Osmanlı tarih yazarları, Osmanlıların soyunu Kayı’ya dayandırdığı gibi muhtemelen Reşidüddin’den esinlenerek hazırladıkları şecerelerde de Osmanlıların soyunun Oğuz Kağan’a bağlarlar. Eski yurtları büyük ölçüde terk ederek Anadolu’ya göç eden Kayıların, daha çok Batı Anadolu’da Yörükler arasında görülmeleri, onların ilk fetih yıllarda Anadolu’ya geldiklerini ve bölgenin iskanını gerçekleştirdiklerini göstermektedir. F. Sümer’in tespitlerine göre XVI. yy. Anadolu’da Kayı isimli 94 köy bulunuyordu. Buna mukabil günümüzde otuz civarında köy ve yerleşim yeri bulunmaktadır.

Bayat

Bayatların İran, Kuzey Suriye ve Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyaya dağıldıkları görülmektedir. İran Bayatları, Safevî Devleti’nin hizmetinde bulunmuş, pek çok sefere iştirak etmiştir. Bu dönemde Çukursa’d, Karabağ, Makü ve Bayezid şehirleri Bayat ileri gelenlerince yönetiliyordu.

Kuzey Suriye’de bulunan Bayatların bir bölümü Moğol istilası sırasında Memlük Devleti’ne sığınanlardan oluşuyordu. Bunlar, Memlük Devleti’nde meydana gelen iç çekişmelerden zarar görmemek amacı ile Akkoyunlu Devleti’ne sığınmışlardı. Bayatlardan bir grup ise Dulkadirli Türkmenlerin arasında bulunuyordu. XVI. yy.’da Anadolu’da Bayatlara ait 42 yer adı bulunuyordu. Günümüzde ise 3’ten fazla köy, belde veya ilçe adı bulunmaktadır.

Alka Bölük/Alka Evli

Alka bölük veya Alka evli adıyla kaydolunan bu boyun tarihine dair herhangi bir kayıda rastlanılmadığı gibi Anadolu’da aynı isimli yer adı bulunmamaktadır.

Kara Bölük/Kara Evli

Sivas’ın güneyinden Halep’e kadar olan sahada konar-göçerlik eden Yeni il Türkmenleri arasında bir cemaat olarak görülen Kara evli obasından başka İçel, Bolu, Kastamonu ve Tokat havalisinde de Kara evli adlarına rastlanılmaktadır. Öte yandan Kara evlilerden bir kol da Türkmenistan’da bulunuyordu.

Yazır

Oğuzlara ait destani mahiyetteki eserlerde Yazırlardan bahsedildiği gibi onlar, Türkmenlerin siyasi faaliyetlerinin pek çoğunda rol oynadılar. Neşa şehrinin batısında bulunan Yazır adlı bir kasaba bulunuyordu. XVI. yüzyılda Anadolu’da Ankara, Antalya, Isparta ve Maraş bölgesinde Yazır oymaklarına tesadüf edilmektedir.

Döğer

Reşidüddin Oğuznamesi’nde İnal Yavkuy Han’ın vezirlerinden biri olan Damkak Döğer boyundan idi.

Döğerler, Anadolu’ya yapılan büyük Türkmen göçüne  katıldıkları gibi bunlardan mühim bir bölük XIV. yüzyılda Memlük Devleti’nin kuzey topraklarında bulunuyorlardı. Bu sıralarda başlarında Salim Bey bulunuyordu. Döğerler Akkoyunlularla rakip olan Karakoyunluları desteklediler. Bununla birlikte Karakoyunlu Devleti’nin yıkılmasından sonra Akkoyunlu devletinin hizmetine girdiler. Safevi Devleti’nin kuruluşunda da rol oynayan Döğerler, Anadolu’da Halep, Haima, Dulkadir, Bozulus, Bozok, Sis’te bulunan Türkmen aşiretleri arasında bulunuyorlardı.

Dodurga

Dodurga boyu XVI. yüzyılda Anadolu’da Ankara havalisinde bulunan Uluyörük, Akkoyunlu Türkmenlerinin bakiyeleri olan Bozulus ve Tarsus Türkmenleri arasında bulunuyordu. Bozulus Türkmenleri içinde bulunan Dodurgalar Dulkadir Türkmenlerinden kopmuştu.

Yaparlı

Yaparlı boyu Kaşgarlı Mahmud’un verdiği listede görülmemektedir. İhtimal ki, Kaşgarlı Mahmud listesini hazırladığı yıllarda Yaparlı boyuna tesadüf etmemişti. Reşidüddin ise Ay Han’ın oğulları arasında kaydolunmuşlardır. Anadolu’da Yaparlılara ait yer adına tesadüf edilmemektedir.

Avşar

Reşidüddin Oğuznamesi’nde Avşarlar, hükümdar çıkaran boylar arasında zikredilir. Bu husus onların Oğuzların siyasi hayatında mühim roller oynamasının bir delili olarak düşünülebilir. Kaşgarlı Mahmud’un listesinde Afşar adıyla kayıtlıdır. Buna mukabil tarihçi Ayni’nin Kaşgarlı Mahmud’un listesine dayanarak hazırladığı Oğuz boyları cetvelinde Afşar adının yanında “Avşar” diye de söylenir kaydı düşülmüştür. Buna XIV. yy.’da Avşar diye söylenmekteydi.

Avşarlar İran, Kuzey Suriye ve Anadolu’da mühim roller oynamışlardır. Onlar İran’da XII. yy.’da İran’da Huzistan bölgesinde bulunuyorlardı. İran’ın Huzistan bölgesindeki Avşarlar Şumla adlı bir beyin etrafında toplanmıştı. XIII. yy.’da Memlük Devleti’nde Kutbeğli Avşarı, Köpekli Avşarı, Gündüzlü Avşarı gibi aşiretlerin yanı sıra sadece Avşar adı ile de temsil olunmaktaydı. Ayrıca gerek Akkoyunlu gerekse Safevi Devleti’nin dayandığı mühim aşiretlerden biri de Avşarlar idi.

Dulkadir, Bozulus, Halep, Yeni il gibi büyük Türkmen teşekkülleri arasında kalabalık nüfusları ile temsil olunan Avşarlar Sis, Aydın, Bolu, Uşak ve Bozok bölgelerinde de konar göçerlik etmekteydiler. Onlar bulundukları bölgelerde tedricen yerleşik hayata geçtiler. XIX. yy. ortalarında Güney Anadolu da konar-göçer hayatı devam ettiren merkezi hükümet tarafından Kayseri’deki boş arazilere yerleştirildiler.

Ayrıca, Karamanoğulları Beyliği’ni kuran ailenin Avşarlara mensup olduğu öne sürülmektedir.

Avşarlar, İran’ın siyasi tarihinde mühim roller oynadılar. Safevi Devleti’nin inkırazı döneminde Avşarlı Nadir Şah yönetimi ele geçirdi. İran’daki Avşar hakimiyeti XVIII. yüzyıl ortalarında Kaçar Türkmenleri tarafından sona erdirildi.

Öte yandan, 24 sayısı ve buna bağlı olarak teşkilat yapısının oluştuğu şeklinde vaktiyle ortaya konulan görüşleri ise tartışmaya açıktır.

Kızık

XVI. yy.’da Halep Türkmenleri arasında Kızık adlı bir aşirete tesadüf olunmaktadır ki bunların Kızık boyunun bakiyeleri olması gerekir. Ayrıca, Anadolu’da Amasya, Ankara, Bolu, Bursa, Afyon, Kayseri, Kocaeli, Sivas, Malatya, Çankırı ve Eskişehir’de Kızık adıyla yer adlarına tesadüf olunmaktadır.

Beğdili

Reşidüddin’in Oğuzların hükümdar çıkaran boylar arasında gösterdiği Beğdili boyu XVI. yy.’da Halep, Yeni il, Bozulus, İçel ve Tarsus Türkmenleri arasında bulunuyorlardı. Beğdililerden bir grup Safevi Devleti’nin kuruluşuna da iştirak etmişlerdi.

Karkın

XVI. yüzyılda Dulkadirli Türkmenleri arasında mühim bir Karkın grubu bulunuyordu. Akkoyunlu Türkmenlerinin bakiyeleri olan Bozulus Türkmenlerinin içinde görülen Karkınların bir bölümü de Dulkadirlilerden oluşuyordu. Varsak ve İçel yörükleri arasında da Karkın boyuna mensup aşiretler vardı.

Bayındır

Reşidüddin’in hükümdar çıkardığı boylar arasında saydığı Bayındırlar, Dede Korkut hikayelerinde de Oğuzların başında görülmektedir. Akkoyunlu Hanedanı da Bayındır boyuna mensuptu. XVI. yy.’da Halep, Dulkadir, Trablusşam, Yeni il, Bozok, Tarsus, İçel, Hamid Yörükleri arasında görülen Bayındırlara ait Anadolu’da pek çok yer adına tesadüf edilmektedir.

Peçenek

Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a göç ederek Bizans ve Rus tarihlerinde mühim roller oynayan Peçenekler ile Oğuzların bir boyu olan Peçenekler arasındaki akrabalık bağı tam olarak tespit edilememiştir. Onlar, Anadolu’ya geldiklerinde ya erken devirlerde yerleşik hayata geçtiklerinden ya da sayıca az olduklarından konar-göçer gruplar arasında adlarına fazla tesadüf edilmemektedir. XVI. yy.’da Halep, Adana, Tarsus ve Atçeken Türkmenleri arasında görülen Peçeneklere ait pek az yer adı tespit olunmaktaydı. Öte yandan, Aksaray’a bağlı Ağaç Ören ilçesinin Kırımini köyünde Peçenek Özü adıyla bir mevki bulunmaktadır.

Çavuldur

Çavuldur adı Anadolu’da Çavundur’a, Türkmenistan’da ise Çovdur’a dönüşmüştür. XVI. yüzyılda Çavuldurlar, Bozulus Türkmenleri arasında ve Çorum bölgesinde görülmektedir.

Çepni

Anadolu’ya ilk fetih yıllarında gelen ve bilhassa Karadeniz bölgesinin Türkleşmesini sağlayan Çepnilerin, bazı grupları XIX. yüzyıl ortalarına kadar konar-göçerliği sürdürmüşlerdir. Çepnilerden bazı gruplar Safevî Devleti’nin kuruluşuna iştirak etmiştir. XVI. yüzyılda Anadolu’da geniş bir sahaya yayılmış olarak görülen Çepnilere, Ankara, Amasya, Bolu, Samsun, Bursa, Çorum, Afyon, Kastamonu, Kırşehir, Balıkesir, Trabzon gibi pek çok yerde köyleri bulunmaktadır.

Salur

Dede Korkut destanlarında Salur Kazan’ın mühim bir mevki işgal etmesi Salurların, Oğuzların tarihinde önemli roller oynadığı kanaatini uyandırmaktadır. Salurlar, İran’da Fars Atabeyliği’ni kurdular. XVI. yüzyılda Tarsus, Kadirli, Konya, Bozok ve Hamid bölgelerinde görülen Salurların önemli bir kolu da Türkmenistan’da bulunmaktadır.

Eymür

Anadolu’da geniş bir sahaya yayılmış bulunan Eymürler, Akkoyunlu ve Dulkadirli Devletlerinin siyasi faaliyetlerine katılmışlardır. Eymürler Maraş, Yozgat, Ankara, Kütahya başta olmak üzere Anadolu’da pek çok yere iskân olmuşlardır. Öte yandan Halep Türkmenleri arasında bulunan Eymürler de Hama ve Humus bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Türkmenistan’da ise küçük bir Eymür topluluğu kalmıştır.

Ala Yundlu

Ala Yundlu boyunun siyasî rollerine ait bilgiler bulunmamakla binlikte onlar Anadolu’ya göç ederek Konya, Ankara, Kastamonu, Uşak ve Menteşe bölgelerine dağılmışlardı. Konya-Ankara arasındaki bozkır sahada konar-göçerlik eden Ala Yundlular Atçeken Türkmenleri içinde bulunuyor ve at yetiştiriciliği ile meşgul oluyorlardı.

Yüreğir

Üregir veya Yüreğir adıyla görülen bu boy, daha çok Çukurova bölgesinde görülmekte olup Ramazanoğullarının dayandığı mühim boylardan biri idi. Keza, bugün Adana’nın ilçelerinden biri de Yüreğir adını taşımaktadır.

İğdir

XVI. yüzyılda Anadolu’da Tarsus, İçel, Teke, Hamid, Atçeken ve Menteşe Yörükleri arasında görülen İğdirlerin bazı kolları da İran ve Türkmenistan’da bulunuyordu.

Bügdüz

Dede Korkut hikayelerinde Oğuz beylerinden biri Bügdüz Emen adını taşıyordu. Destanlara göre Bügdüz

 Emen, Oğuz Kağan tarafından Hz. Muhammed’e elçi olarak gönderilmişti. Bügdüz adının destanlarda görülmesine rağmen Oğuzların siyasî tarihlerinde rolleri tespit olunamamaktadır. Günümüzde Anadolu’da Bügdüzlere ait yer adları bulunmaktadır.

Yıva

Yıvalar daha Selçuklular Dönemi’nden itibaren Oğuzların siyasî tarihlerinde rol oynamaya başlamışlardır. Oğuzların batıya göçüne mühim bir nüfus ile katılan Yıvalar, geniş bir alana dağıldıklarından nüfus güçlerini yavaş yavaş kaybetmişlerdir. Onlar, XVI. yüzyılda Halep, Dulkadir, Yeni İl, Tarsus ve İçel Türkmenleri arasında konar-göçerlik ediyorlardı. Günümüzde Yıva adlı yer adlarının pek çoğu “Yuva” şekline dönüşmüştür.

Kınık

Selçuklu hanedanını çıkaran boy olan Kınıklar, Oğuzların tarihinde saygın bir yere sahiptir. Türkmenlerin Anadolu’ya yaptığı büyük göçe katılan Kınıklar Halep, Ankara, Çukurova, Kayseri, Aydın gibi geniş bir sahaya dağılmışlardır.

SONUÇ

Oğuz Türklerinin boy teşkilâtları ve onların kavramsallaştırmaları ile ilgili olarak çeşitli kaynaklarda birbirinden farklı görüşler yer almaktadır. Eski Türk topluluğunun sosyal yapısı hakkında şimdiye kadar ileri sürülen sınıflandırmalar hem sosyal bünye, hem de kavramsallaştırma bakımından birbirini tutmadığı gibi birbirini destekler mahiyette olanların da az sayıda olduğu görülmektedir.

Oğuz Türklerinin boy teşkilâtındaki yapılanma gibi Türk devletlerinin yapılanmasında da sistematik bir düzen vardır. Türk devlet ve boy teşkilatı, Boz Ok-Üç Ok, iç Oğuz-dış Oğuz, sağ (kuzey)-sol (güney), doğu-batı, büyük-küçük olarak tespit edilen dikotomik düşünceler çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Bu ikili yapılarda yaşayan halklar ise ak-kara dikotomisine göre adlandırılmaktadırlar. Türk toplumlarında, ak budun (beyler)-kara budun (kullar vehalk) adlandırması gibi, Osmanlı Beyliği döneminde de buyuran sınıfı oluşturanların tümüne “ak kemik”, kırsal kesimde yaşayan hayvancılarla köylülere “kara kemik” sınıflaması yapılmıştır.

Türk toplumlarının sosyo-kültürel yapılarını açıklamakta bizlere sosyolojik perspektifler kazandıran bu dikotomik düşünceler, toplumdaki “orun/statü/mevki” ve “ülüş” sistemine göre oluşturulmuşlardır. Oğuz toplumunda doğu yeğdir batı, güney yeğdir kuzey, sağ yeğdir sol inancı, törenlerde beylerle uluların orunlarına göre yerleşmelerine ve oturmalarına neden olmuştur.

 

KAYNAKÇA

BANG, W. & ARAT, R. Rahmeti, (1970). Oğuz Kağan Destanı, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

BAUMAN, Zygmunt, (1998). Sosyolojik Düşünmek, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

BULDUK, Üçler, (1997). “İdari ve Sosyal Açıdan Karakeçili Aşiretleri ve Yerleşmeleri”, A. Ü. DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı: 30, (Ayrı Basım), 37-52.

ÇAY, Abdulhaluk M., (1996). Her Yönüyle Kürt Dosyası, İstanbul: Turan Kültür Vakfı.

DİVİTÇİOĞLU, Sencer, (2000). Oğuz’dan Selçuklu’ya, İstanbul: Yapı Kredi Yayını.

EROL, Nuran, (2000). “Temel Sosyolojik Dikotomiler”, Sosyoloji Dergisi, Sayı: 7, s. 137-140.

İNAN, Abdulkadir, (1968). “‘Orun’ ve ‘Ülüş’ Meselesi”, Makaleler ve İncelemeler, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 241-254.

KAFESOĞLU, İbrahim, (1994). Türk Milli Kültürü, İstanbul: Boğaziçi Yayınları.

KIRZIOĞLU, Fahrettin, (1987). “Eski Türkler’de ve Oğuz Türkmenlerde İkili-Dörtlü-Altılı-Onikili-Yirmidörtlü Düzen”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 26 (Nisan), 37-43.

MARSHALL, Gordon, (1999). Sosyoloji Sözlüğü, (Çev. O. Akınhay, D. Kömürcü), Ankara: Bilim ve Sanat Yayını.

POLOMA, Margaret, (1993), Çağdaş Sosyoloji Kuramları, Ankara: Gündoğan Yayınları.

SÜMER, Faruk, (1999). Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilatı Destanları.

İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını.

Togan,Z. V. , Oğuz Destanı, İstanbul 1982

YALGIN, Ali Rıza, (1950). “Uludağ Türkmen Etnoğrafyası, I. ”, Türk Folklor Araştırmaları, Sayı: 8, Mart, 120-121.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Medya

Sosyal Medya Hesaplarımız