İki Şehrin Hikayesi

Başlığı okuyunca sanırım herkesin aklına Charles Dickens’in dünya klasikleri içerisinde ki romanı; dolayısıyla Londra ve Paris akla gelmektedir.Tabi bir de insan hayatın dünyada hiç o kadar ucuz olmadığı dönem, 18. yy daki Avrupa karasının devrimle imtihanı…Ancak,konu başlığımızın kıtası Asya, zamanı 21.yy, şehirleri de Halep ve Antep.
Halep, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Memluk Sultanı Kansu Gavri mağlub edilerek Osmanlı’ya bağlandı. Bu olayla Halifelik alametleri de mevcut halife III.El-Mütevekkil Alallah Muhammed’den alınıp Osmanlıya bağlandı.
Halepte Osmanlı hakimiyetinin varlığıyla şehirde tarihinde hiç görülmemiş bir gelişme devri başladı.Öyle ki Osmanlı Tımar sisteminin etkisi ve futuhat geleneğinin bir sonucu olarak şehir şenlendirilmiş, kısa bir süre içerisinde nufusu ve önemi artmıştır.XVI. yy da Avrupalıların ticari faliyetleri Şam’dan Halep’e doğru yön değiştirmiştir. XVI. yy da Halep’te yaklaşık 50.000 kişi yaşamaktayken, XVII. yy da bu sayı iki katına çıkmış 100.000 olmuştur.Bu nüfus artışı Halep’in kuzeyinden, Antepte dahil Anadoludan giden göçün artışıdır. Ve Böylelikle Halep’te diğer Arap şehirlerine göre Osmanlı karakteri daha ön plana çıkmış,Türk,Kürt ve Arap sentezi dediğimiz yeni bir karekter, Osmanlı Kültürü oluşmuştur.İşte tam da bunu söylemek için bu kadar tarihsel sürece girmek zorunda kaldım.Halep’in neden bizim kardeşimiz,vatanımız ve şehrimiz olduğunu somutlaştırmak için.
Peki bu dönemde Antep nasıldı dersiniz.Halepten pek farklı değildi aslında, yaklaşık iki yüzyıldır; bazen bizzat,  bazende bağlı beylikler aracılığıyla Memlükler egemenliğindeydi.Haleple aynı dönemde Osmanlı idaresine girmiş ve Maraş merkezli Dulkadıroğulları eyaletinin bir livası olarak 1818 yılına kadar,üç nahiyeli bir Liva Merkezi olmuştur.
Osmanlı egemenliğine girdikten sonra Halep ve Antep adete ruh ikizi olmuş bir birlerine çok benzeşmişlerdir.Resmi olarak ta şu an kardeş şehir ünvanı taşımaktalar.
Halep ve Antep’in parel yaşayışı I.Dünya savaşına kadar Osmanlı egemenliğinde devam etti.Ancak,1920 yılında Kral Faysal’ın Suriye Kralı olmasını kabul eden Şam da toplanan Eşraf Kongresi bu iki şehri iki ayrı ülkeni parçası haline getirdi.
Aynı tarihlerde kurulan iki yeni ülkenin iki şehri olarak mukadderatlarını yaşayacaklardı.Öyleki ikisinin de ilk sınavı Fransızlara karşı mücadele olacaktır.
Zamanla Yeni ülkeler büyüdükçe bu iki şehir de büyüyecek ülkelerinin en önemli yaşam, kültür ve ticaret merkezleri olacak. 2011 yılında nüfuslarına baktığımızda Halep 1.700.000, Antep 1.500.000 gibi yine aynı parelelde büyümüş koca şehirler olarak kendisini ön plana çıkartmaktadır.Demografik olarak baktığımızda aynı etnik ve dini paralelliği görmekteyiz.Her iki şehirin de ilk üç halkı arasında Araplar,Türkmenler ve Kürtler yer almaktadır.Bu gün dünyanın en önemli ve çeşitliliği en fazla yemek kültürü Antep’e ait ise, bunun en önemli sebebi de yine kardeş şehrinin katkılarıdır. Antep yerine bir Türk şehri Kayseri, bir Kürt şehri Diyarbakır veya bir Arap şehri Şam’ın olmamasının sebebi, Ermeni ve Yahudilerin de katkılarıyla mutfağını sentezleyen tek şehir olması ve en önemli destekçisinin Halep olmasıdır.
Şimdi özetle bu kadar bilgi paylaştıktan sonra, sabrınıza sığınarak meramıma geleyim, büyüklerin dediği gibi meselenin özüne.
Antep’te; bir Antepli olarak, bu kültürlerin tamamını içinde barındıran biri olarak, her şeyden önce insan olarak ve dünyanın kendisine de kalmayacağını bilen bir fani, bir kul olarak; son zamanlarda SURİYELİ kardeşlerimize yapılan, reva görülen bazı eylemleri ve tutumları yanlış buluyor ve durum karşısında çaresizliğimden dolayı müthiş bir üzüntü duyuyorum.Çünkü, tarihi olarak, etnik olarak, dini olarak,coğrafi olarak yukarıda bahsetmeye çalıştığım bir ilişkimiz var bu insanlarla ve düne kadar en üst düzeyde bu devam etmekteydi.Sevgili Peygamberimiz S.A.V., Cebrail A.S., Komşu hakkında bana öyle tavsiyelerde bulundu ki komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım demiyormu bize; İman etmedikçe cennete giremezsiniz,birbirinizi sevmedikçe de tam olarak iman etmiş olamazsınız demiyor mu bize ? Vallahi öyle diyor.
Kitlesel göçlerde, toplumun tamamı yer değiştirir. O toplumun en önde gelenleri, her türlü zanaat erbabları, meslek mensubları, din görevlileri, köylüler, şehirliler gibi o göçen toplumun suç unsuru oluşturan kişilerde yer değiştirir. Bütün toplumlarda ve gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun her ülkede suç unsuru oluşturan, oluşturacak bireyler vardır, ki bunun kanıtı da dünyadaki bütün şehirlerde cezaevlerinin mevcut olmasıdır.Söylemimi somutlaştıracak olursam,Antepteki adli olaylara karışan, suç unsuru teşkil eden davranışlarda bulunan Suriyelilerin temsiliyetlerinin her yerdeki oran kadar olduğudur.Bunu bütün Suriyelilere maletmek günahsız ve kabahatsız insanlara sosyolojik bir iftira ve haksızlıktır.
Bazı bireysel sorunlu davranışlara toplumsal bir refleks göstermek yerine; toplumsal veya devlet düzeyinde direkt ülkemizi ve halkımızı hedef alan siyasal tutumlara toplumsal tepki versek daha yerinde ve faydalı olacağı kanaatindeyim.Örneğin bir Suriyeli caninin bir yaşlı amcamızı katletmesini toplumsal bir infiale çevirip bütün Suriyelileri hedef almak yerine; bütün ülkemizi ve özellikle de Gazi şehrimizi hedef alıp 10 ay 9 gün içinde 6317 Antepliyi şehit eden Fransızlara karşı milli ve dini bir irade gösterebiliriz yaşadığımız her an boyunca o şehitler hatırına.Peki tepkimiz ne olmuştur biliyor musunuz? Bazılarımız biliyordur ama ben yine de hatırlatayım.
Fransızca zorunlu yabancı dil olmuş devletin bütün okullarında, Fransızlara karşı memleketini savunan Kürtlerin de dili yasaklanmıştır yıllar boyunca, başka; özellikle Antep ve havalesindeki illerde en fazla satılan araçlar arasında Fransızların pazarı yaklaşık yüzde kırk-elli civarında olmuştur.Vicdanı olan her bir Antepliye soruyorum peki bu bize yakıştı mı? Tabi böyle bir ecdadın nesillerine yakışmadı.Ha birde unutmadan, bizde 1920 li yıllarda Fransızlara karşı bağımsızlık savaşı,hayat memat savaşı verilirken Halep ve İstanbul’a kaçan vatan hainlerini hatırlatmak istiyorum.Belki onların fabrikalarında çalışıyorsunuz, belki siz onları fabrikalarınızda çalıştırıyorsunuz, belki de komşuluk yapıyorsunuz.Buradaki Suriyelilerin çoğunluğu bir iç karışıklık ve onlarca farklı unsurun üstünlük mücadelesi sonucu devlet otoritesinin ortadan kalkması sonucu ülkemizde,yani ülkelerinin hamiyetinden vaz geçip bir başka ülkenin egemenliğine bırakmamışlardır; oysa bizimkiler devletlerini Fransızlara yani işgalci bir başka devlete teslim etmiş kaçmışlardı
, ülke hamiyetinde bulunmamışlardır.
Sonuç olarak, Halep ve Antep’i bireylerin münferit davranışlarına indirgeyip birbirinden ayırmak hiç kimseye fayda sağlamayacağı gibi yüzyıllardır biriktire gelmiş medeniyetlerinde tahribine yol açar. Şunu unutmayalım ülke sınırları İlahi sınırlar değildir, sınırın ötesi ve berisi bir elmanın iki yarısı gibidir. Bizim sınırlarımızı böylesine İnsani, İslami, tarihi ve coğrafi katliama çevirerek belirleyen Avrupalılar, şu an 28 ülkede sınırları tamamen kaldırmış, bize de  telafisi olmayan ve kendisinden çıkarmış olduğu kazıkları bırakmış bulunuyor. Yani İslam coğrafyasında 28 tane ülkenin kazığı  geziniyor, oramıza buramıza batan kazzıklardan akan kanlada yine Avrupa besleniyor.

Mehmet KARASAKAL
19.09.2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Medya

Sosyal Medya Hesaplarımız