İÇİNDEKİLER
A- İNSANIN VARLIK MAHİYETİ: YARATILIŞ, GELİŞİM VE KİŞİLİK SÜRECİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME. 3
B- KUR’ÂN VE SÜNNETE GÖRE İNSAN KİMDİR?. 5
2. İnsanın Görevleri ve Sorumlulukları 5
C- TARİHİN İSİMLERİNİ NOT ALDIĞI ŞAHSİYETLERİN GÖZÜNDEN İNSAN YAKLAŞIMLARI 6
1- İlk Dönem Filozoflarının İnsan Yaklaşımları 6
2- Doğunun ve Batının Önemli İsimlerinden İnsan Yaklaşımları 7
3- Büyük Devlet Adamlarının İnsan Yaklaşımı 9
4- İslami Büyük Şahsiyetlerin İnsan Yaklaşımı 9
D- BİLİM VE DİSİPLİNLERE GÖRE İNSAN KİMDİR?. 11
E- GAZZELİLERİN DÜNYAYA VERDİĞİ CEVAP: İNSAN KİMDİR?. 12
A-TARİHİ SÜREÇTE HAYAT TASAVVURU.. 14
B- BİLİM DALLARININ DİSİPLİNE YAKLAŞIMLARI 15
C- İSLAMÎ PERSPEKTİFTE HAYAT: “BİR İMTİHANDIR.”. 16
1- Kur’ân-ı Kerîm’de Hayatın Mahiyeti 16
2- Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Hayat Tasavvuru. 17
3- İslam Düşünürleri ve Devlet Adamlarının Hayat Anlayışı 17
D- BATI VE DOĞU DÜNYASINDA ÖNEMLİ İSİMLERİN HAYAT TASAVVURU.. 18
E- KOMÜNİST VE SOSYALİST PERSPEKTİFTE HAYAT: 19
F- SANAT DÜNYASINDA HAYATIN ANLAMI 19
G- İSLAM VE DİĞER PERSPEKTİFLER ARASINDA BİR KARŞILAŞTIRMA. 20
H- GAZZE DİRENİŞİNİN HAYATA KATTIĞI ANLAM… 21
İNSAN KİMDİR?
A- İNSANIN VARLIK MAHİYETİ: YARATILIŞ, GELİŞİM VE KİŞİLİK SÜRECİ
El-Hâlık (Yoktan var eden), El-Bâri (Kusursuz yaratan), El-Musavvir (Varlıklara şekil veren, onları birbirinden farklı yaratan) olan Allah; ilk insanı Hz. Âdem’i nasıl yarattığını, hangi aşamalardan geçirerek yarattığını bütün insanlığa Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatmaktadır: (Mehmet Karasakal, İslâm Tarihi)
1. Aşama; Toprak/Turab Safhası: “…(Allâh) Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi, o da hemen oluverdi. (3/Âl-i İmrân, 59) ”İnsan topraktan yaratıldığı için toprağın farklı hususiyetlerini bünyesinde taşımaktadır. Toprak killi, kumlu, sert, yumuşak olduğu gibi insanlar da tabiat itibariyle farklılık arz etmektedir. Toprak çiğnenir, her şey onun üzerinde rahatlıkla işlenebilir. Toprak buna karşı hiçbir tepkide bulunmaz. İşte, insandaki sabır, tevazu ve alçak gönüllülük gibi vasıflar buradan gelmektedir. Buna mukabil, toprağın hareketsizliğinden durgunluk ve tembellik gibi vasıflar da insanda tezahür etmektedir.
2. Aşama; Su ile Çamur/Tîyn Safhası: “Allah yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmış ve insanı yaratmaya da çamurdan başlamıştır.” (32/Secde Sûresi, 7) Çamur safhasında su devreye girmektedir. Su, öncelikle temizleyicidir ve temizliği temsil eder. Bu açıdan da su insandaki iffeti, namusu ve maddî-manevî temizlik duygularını temsil etmektedir.
3. Aşama; Yapışkan Çamur/Tîynin Lâzib Safhası: “…Şüphesiz Biz onları (Âdem ve neslini) yapışkan bir çamurdan yarattık. (37/Sâffât , 11) ” Yapışmak, kopmamak insanın sadakat duygusunu ve bağlılığını gösterir. İnsanın inat etmesi ve müdafaa ettiği fikirlerinde ısrar etmesi de bu safhanın bir neticesidir.
4. Aşama; Havada Kurumuş Çamur/Salsâl Safhası: “And olsun Biz insanı, (havada) kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. (15/Hicr, 26) ” Ayette zikredilen “salsâl: havada kurumuş çamur” safhasında “hava” unsuru devreye girmektedir. Hava, insanın çamuruna hareketliliği getirmiştir. İnsan tabiatındaki istikrarsızlık, döneklik, ahde vefasızlık ve yıkıcılık vasıfları bu safhanın bir neticesidir.
5. Aşama; Şekillenmiş Balçık/Mesnun Safhası : “Hani, Rabbin meleklere demişti ki: “Ben (havada) kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan bir insan yaratacağım. (15/Hicr, 28) Hame-i mesnûn yani şekillenmiş balçık” safhası insanın şekil alma, terbiye ve tezkiye edilebilme hususiyetine işaret etmektedir. Onun bu vasfının iyiye de kötüye de kullanılma imkânı vardır. Mühim olan ona, doğru bir istikâmet verebilmektir.
6. Aşama Ateşte Pişmiş Çamur Safhası: “Allah insanı, ateşte pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” (55/Rahmân, 14) Bu safhada ateş unsuru devreye girmektedir. İnsanın kibir, gurur, kıskançlık, Allah’ın emirlerine karşı gelme ve aldatıcı olma vasıfları ateşten neş’et etmektedir.
Allah Teâlâ, Hz. Âdem’in 6 aşamalı yaratılışından sonra, bütün insanlığı ise onun neslinden, ondan numune birer Âdemoğlu olarak, yine altı aşamalı bir sürecin sonucunda nasıl yarattığını Yüce Kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde anlatmaktadır: “And olsun biz insanı, balçıktan/çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir hülasadan/özden yarattık.” (23/Mü’minûn, 12) “Sonra onu az bir su (meni) hâlinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik (bir nutfe/zigot hâline getirdik).” (23/Mü’minûn, 12) “Sonra o nutfeyi bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğunu) bir çiğnem et parçası (mudğa) hâline getirdik; peşinden bu bir çiğnem eti, kemiklere (iskelete) çevirdik; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra onu başka bir yaratışla (insan olarak) meydana getirdik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.” (23/Mü’minûn, 14) Bu yaratılışı anne karnında nasıl bir ortamda hazırladığını ise şöyle anlatmaktadır: “…O, sizi annelerinizin karnında üç kat karanlık içerisinde (batın/karın, rahim, rahim içinde cenini kuşatan zar) çeşitli safhalardan geçirerek yaratmaktadır.” (39/Zümer Sûresi, 6)
Bu yaratılış süreci; insanın kim olduğunu, insanın mizaç çeşitliliğinin kaynağını bize bildirmesi açısından çok önemlidir. Her insanda “Aklî,” “Şehevî” ve “Gadabî” denilen üç kuvve mevcuttur. İnsanda mevcut olan üç kuvvenin her birinin bir orta/itidal, bir ifrat/aşırı, bir de tefrit/geri derecesi vardır. İmâm-ı Gazâlî, bu üç kuvvenin ifrat ve tefritten kurtarılarak, îtidâl noktasına getirilmesinin ehemmiyetini bildirir. Bu kuvvelerin her insanda eğitim ve öğretim durumuna göre, huy halini almış hâli o insanın kişiliğini ve karakterini ortaya koyan bir sentezi/olguyu belirler. İşte kişinin ruhsal ve bedensel taleplerinin bütününü temsil eden ve ona “O” dedirten aktif yapıya nefs denilir. Taleplerinin, insanın kişiliği üzerindeki etkinliği sebebiyle nefsin güç anlamı da vardır. Bu nefis gücüne genelde insan nefsi ya da tek başına nefs de denilir. Kur’ân’da ahlâkî perspektiften, basitten mükemmele doğru gelişen nefsin yedi ayrı derecesinden söz edilmiştir:
1. Nefs-i Emmâre (12/Yûsuf, 53) (Kötülüğü emreden nefis (şehvet, öfke, bencillik baskındır).
2. Nefs-i Levvâme (75/Kıyame, 2) (Kendini kınayan nefis (günahlarını sorgulamaya başlar).
3. Nefs-i Mülheme (91/Şems, 8) (İlham alan nefis (doğruya yönelme eğilimi artar).
4. Nefs-i Mutmainne (89/Fecr, 27) (Tatmin olmuş nefis (huzur ve iman yerleşmiştir).
5. Nefs-i Radıyye (89/Fecr, 28) (Allah’tan razı olan nefis (teslimiyet hâkimdir).
6. Nefs-i Merdıyye (89/Fecr, 28) (Allah’ın razı olduğu nefis (Allah katında makbul seviyedir).
7. Nefs-i Zekiyye (18/Kehf, 74) (Temizlenmiş nefis (günahlardan arınmış, en yüce mertebe).
Bu sıralama, insanın ruhsal arınma ve olgunlaşma yolculuğunu temsil eder. İnsanı, kötülük ve sapkınlığın en alt derecesi olan” Esfel-i Sâfilîn”den, ahlak ve imanının en üst derecesi olan İnsân-ı Kâmil olmaya götürecek nefse, sahip olmaya davet eder. İnsanın kim olduğunu, nasıl yaratıldığını, bünyesinde taşıdığı olumlu-olumsuz, güzel-çirkin, iyi-kötü donanımlarının risk ve avantajlarını ilk elden yaratıcısının bildirdiği şekliyle bilmek insanı tanıma ve tanımlama açısından önemlidir. Fıtrat üzere temiz, doğru ve dürüst olma avantajıyla doğmakta olan her insan; aile, eğitim, çevre ve diğer koşullarla birbirinden ayrılıp farklılaşmakta, başkalaşmaktadır. İnsan kimdir sorusuna verilen sayısız farklı cevabın çeşitliliği işte bu sebeplerden kaynaklanmaktadır.
B- KUR’ÂN VE SÜNNETE GÖRE İNSAN KİMDİR?
Kur’ân ve sünnete göre insan, Allah’ın yarattığı en değerli varlık olup, hem ruh hem de bedenden oluşan, akıl ve irade sahibi bir varlıktır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen, “İnsanın bedeni topraktandır, topraktan gelenlerle doyar; insanın ruhu semadandır, ancak semadan gelenlerle doyar.” veciz sözü insanın İslâm’a göre tanımını çok güzel özetlemektedir. İnsanın yaratılışı, sorumlulukları ve dünya hayatındaki konumu İslam’ın temel kaynaklarında detaylı şekilde açıklanır. Büyük müfessirler, insanın hem ilahi bir ruha sahip olduğunu hem de nefsine yenik düşebileceğini belirtmişlerdir. Kur’ân, insanı hem yeryüzünde halife olarak tanımlamış hem de zaaflarına dikkat çekmiştir. İnsan Halife olarak, “Yeryüzünün yöneticisi ve sorumlusudur.” (2/Bakara, 30). Emanet taşıyıcısı olarak, “İnsan, sorumluluk almıştır.” (33/Ahzab, 72) Aciz varlık olarak, “İnsan acelecidir, zayıftır, cimridir.”(17/İsra, 11; 4/Nisa, 28) Nefis taşıyan olarak,“İnsan, hem iyiliğe hem de kötülüğe yatkındır.” (91/Şems, 7-8).
1. İnsanın Özellikleri
Allah’ın Halifesi: Kur’ân’a göre insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Yani yeryüzünde iyiliği hâkim kılmak ve adaletle yönetmek için yaratılmıştır.
“Hani Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti.” (2/Bakara, 30)
Fıtrat Üzere Yaratılmıştır: İnsan doğuştan temiz ve saf bir yaratılışa (fıtrat) sahiptir. Ancak zamanla çevresi ve seçimleri doğrultusunda iyi veya kötü bir yola girebilir.
“Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar; sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî, el-Câmiʿu’s-Sahîh, Cenâiz, 80)
Akıl ve İrade Sahibidir: İnsan, seçme özgürlüğü ile yaratılmıştır. Allah ona iyiyi ve kötüyü göstermiştir, fakat hangi yolu seçeceği konusunda serbest bırakmıştır.
“Şüphesiz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun ister nankör.” (76/İnsan, 3)
Zayıflık ve Nefsine Düşkünlük: İnsan doğası gereği acelecidir, sabırsızdır ve nefsine yenik düşebilir. Ancak Allah, tövbe kapısını açık tutarak ona her zaman dönüş imkânı vermiştir.
“Gerçekten insan çok zalim ve çok cahildir.” (33/Ahzâb, 72) “İnsan aceleci olarak yaratılmıştır.” (21/Enbiyâ, 37)
2. İnsanın Görevleri ve Sorumlulukları
Allah’a Kulluk: İnsan, sadece Allah’a kulluk etmek için yaratılmıştır.
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (51/Zâriyât, 56)
İyiliği Emretmek, Kötülükten Sakındırmak: Müslümanlar, insanlığın iyiliği için çalışmalı, adaleti ve hakkaniyeti savunmalıdır.
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (3/Âl-i İmrân, 110)
Tövbe ve Arınma: İnsan hata yapabilir, ancak tövbe etmekle ve hatalarından dönmekle yükümlüdür.
“Ey iman edenler! Allah’a samimi bir tövbe ile tövbe edin.” (66/Tahrîm, 8)
Dengeyi Korumak: İnsan, ne tamamen dünya nimetlerine dalmalı ne de dünyayı terk etmelidir. İslam, dünya ve ahiret dengesini esas alır. Buradaki denge eşitlik değildir; izzetli ve şerefli yaşamak için kendine yetecek, kimselere muhtaç olmayacak kadarı dünya için yeterlidir, fazlası dünyaya bağlar ve ahiretten uzaklaştırır.
“Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste, ama dünyadan da nasibini unutma.” (28/Kasas, 77)
3. İnsan ve Ahiret
Sorumluluk ve Hesap: İnsan yaptığı her şeyden sorumlu tutulacaktır.
“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.” (99/Zilzal, 7-8)
Dünya Bir Sınavdır: İnsan, dünya hayatında sürekli olarak imtihan edilmektedir.
“Andolsun, sizi biraz korku, açlık ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” (2/Bakara, 155) Her nefis mutlaka ölümü tadacaktır. Biz sizi, gerçek değerinizi ortaya çıkarmak için şerle de hayırla da imtihan ediyoruz. Sonunda zâten bize döneceksiniz. (21/Enbiya, 35)
Kur’ân ve sünnete göre insan, Allah’ın özel olarak yarattığı, akıl ve irade sahibi, iyiliğe ve kötülüğe eğilimli bir varlıktır. Asıl amacı Allah’a kulluk etmek, adaletle yaşamak ve dünya imtihanını başarıyla geçerek ahirette cennete ulaşmaktır. Ancak insan, nefsine yenik düşebilir ve hata yapabilir, bu yüzden sürekli olarak tövbe etmeli, sabırlı olmalı ve ahiret için hazırlık yapmalıdır.
C- TARİHİN İSİMLERİNİ NOT ALDIĞI ŞAHSİYETLERİN GÖZÜNDEN İNSAN YAKLAŞIMLARI
Farklı alanların büyük isimleri, insanı bir bilmece, çelişkilerle dolu bir varlık, bazen yüce, bazen alçak, bazen akıl dolu, mantık dışı, ama her zaman bir arayış içinde olan bir canlı olarak tanımlamışlardır. İnsan, kimilerince felsefi, kimilerince bilimsel, kimilerince dini açıdan ele alarak kimi zaman ideolojik bir araç, kimi zaman ekonomik bir araç, kimi zaman da ilahi bir imtihanın şerefli bir muhatabı olarak görülmüştür.
İnsan, hem kendini arayan meraklı, hem kendini aşmaya çalışan kahraman, hem de kendi hatalarıyla yüzleşen akıllı bir varlıktır. Bu bağlamda insan kavramı, tarih boyunca pek çok yazar, şair, düşünür, devlet adamı ve büyük alim tarafından farklı yönleriyle ele alınmıştır. İnsanı tanımlayan ve insanın doğasını, varoluşunu, zayıflıklarını, yüceliğini ve trajedisini anlatan düşünür, şair ve yazarlardan bazı önemli isimlerin görüşleri şu şekildedir:
1- İlk Dönem Filozoflarının İnsan Yaklaşımları
Sokrates (MÖ 469-399): “Sorgulanmamış bir hayat, yaşamaya değmez.” Sokrates, insanı sorgulayan, düşünen ve ahlaki doğruları arayan bir varlık olarak görür. İnsanın en büyük erdemi kendini tanımasıdır, kendini bilmesidir.
Platon/Eflatun (MÖ 427-347): “İnsan, bedeni değil ruhu ile insandır.” Platon’a göre insan beden ve ruhun birleşimidir, asıl olan ruhun gelişmesidir. İnsan, doğru yaşamak için ruhunu eğitmelidir. “Adalet, insan ruhunun dengede olmasıdır.” (Devlet)
Aristoteles (MÖ 384-322) “İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli şey, onun akıl yürütme yeteneğidir.” Aristoteles’e göre insan aklı sayesinde diğer canlılardan ayrılır ve toplumsal bir varlıktır. (Politika)
Konfüçyüs (MÖ 551-479): “Gerçek insan, başkalarına fayda sağlayan insandır.” Konfüçyüs’e göre insan, erdemli ve ahlaklı olmalı, adaletli yaşamalıdır. “İyi insan olmak için önce kendini geliştirmelisin.”
Marcus Aurelius (MS 121-180): “Mutluluk, dış dünyada değil, insanın kendi içinde bulunur.” (Düşünceler). Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, insanı kendi ruhuna sahip çıkması gereken bir varlık olarak görür. “Başkalarının hatalarına değil, kendi gelişimine odaklan.”
2- Doğunun ve Batının Önemli İsimlerinden İnsan Yaklaşımları
Yunus Emre (1238-1320): “Bir ben vardır bende, benden içeri.” “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.” Yunus Emre, insanı sevgi, hoşgörü ve tevazu üzerinden tanımlar. Onun felsefesinde insan Allah’ın bir parçasıdır ve insanı sevmek Allah’ı sevmektir. İnsanın özünü anlaması ve kendini bilmesi en büyük ilimdir.
William Shakespeare (1564-1616): “Ne şahane bir yapı insanoğlu! Aklı ne soylu, yetenekleri ne sonsuz! Görünüşü ve hareketleri ne hayranlık uyandırıcı! Ama yine de tozdan başka bir şey değil!” (Hamlet, 2. Perde, 2. Sahne). Shakespeare, insanı büyük çelişkileri içinde anlatır. Hem muhteşem hem de kusurlu bir varlık olduğunu söyler. Shakespeare’e göre insan, hem tanrısal bir varlık gibidir hem de basit ve geçici bir toz zerresi.
Rene Descartes (1596-1650): “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözüyle insanı, düşünebilen bir varlık olarak tanımlar. Kendi varlığının ispatından yola çıkarak, “Benim varlığım Tanrı’nın varlığının delilidir.” dedikten sonra Tanrı’nın varlığının kendi varlığından daha kesin olduğunu ifade eder.
Baruch Spinoza (1632-1677): “İnsan, özgür iradeye sahip bağımsız bir varlık değil, doğanın zorunluluklarına tabidir. İnsan, düşünceleri, duyguları ve davranışları doğa yasalarının bir sonucu olarak ortaya çıkar.” Tanrı’yı doğayla bir tutar. Ona göre hayat, doğanın zorunluluklarına göre işler ve her şey Tanrı’nın zorunlu bir düzeni ve ifadesidir. İnsan, mutluluğu bu düzeni anlamakta bulur. Spinoza, Allah’ın yasaları ifadesi yerine doğanın yasaları ifadesini kullanır. Gerçek özgürlüğün doğanın yasalarını kavrayıp ona uygun hareket etmekten geçeceğini savunur. Tıpkı Müslümanların Allah’ın yasalarına uyarak özgürleşmesi gibi. Vahiy, peygamberler ve dinin siyasetteki rolü üzerine düşüncelerini tamamen Tevrat ve İncil üzerinden ve dönemin baskıcı ve politik Yahudi-Hristiyan anlayışı üzerinden geliştirmiştir. İslâm ile bir etkileşimi olmamıştır. Bu sebeple İnsanı ve hayatı İslam’dan bağımsız/habersiz tanımlamıştır.
Jean-Jacques Rousseau (1712-1778): “İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuştur.” (Toplum Sözleşmesi). “Doğal insan saf ve mutludur; medeniyet insanı yozlaştırır.” Rousseau’ya göre insan doğuştan iyidir, ancak toplum ve medeniyet onu bozar.
Immanuel Kant (1724-1804): “İnsanın büyüklüğü, onun ahlaki özgürlüğündedir.” Kant’a göre insan, ahlaki yasaya uymak zorunda olan rasyonel bir varlıktır. İnsan, bir amaç olarak görülmelidir, bir araç olarak değil.
Karl Marx (1818-1883): “İnsan, emeğiyle var olur. Üretmeyen insan, kendini kaybeder.” “İnsanı şekillendiren şey, onun üretim araçlarıyla olan ilişkisidir.” Marx’a göre insan, çalışarak ve üreterek kendini tanımlar. Kapitalizm, insanı kendi emeğinden yabancılaştırır.
Fyodor Dostoyevski (1821-1881): “İnsan dediğin, her şeye alışan bir yaratıktır.” (Suç ve Ceza), “İnsan, bazen ne kadar aşağılık olduğunun farkına vardığında, kendini yücelmiş gibi hisseder.” (Yeraltından Notlar) Dostoyevski insanı ruhunun derinlikleri, vicdanı ve iç çatışmaları ile anlatır. O, insanın sadece iyilikle değil, kötülükle de tanımlanması gerektiğini savunur. İnsanın çelişkilerini, ahlaki krizlerini ve kendini kandırabilme yeteneğini ön plana çıkarır.
Lev Tolstoy (1828-1910): “İnsan, ancak başkaları için yaşadığında anlam kazanır.” Tolstoy’a göre insan, hayatın anlamını sorgulayan ve hakikati arayan bir varlıktır. “İnsan, sadece kendi mutluluğunu değil, başkalarının mutluluğunu da düşünmelidir.” (İtiraflarım)
Friedrich Nietzsche (1844-1900): “İnsan, aşılması gereken bir varlıktır.” (Böyle Buyurdu Zerdüşt). “İnsan, diz çökmeye ve hükmetmeye eşit derecede yatkın bir varlıktır.” Nietzsche’ye göre insan, kendi gücünü ve iradesini keşfetmelidir. O, insanın geleneklerden ve dogmalardan kurtulup kendini aşması gerektiğini savunur. İnsan, hem köle olmaya hem de özgürleşmeye müsait bir doğaya sahiptir.
Albert Camus (1913-1960): “İnsan, kendini aşan bir anlam arayan bir varlıktır ama evren bu anlamı sunmaz.” (Sisifos Söyleni). Camus, insanın anlam arayışındaki trajedisini anlatır. Ona göre insan, evrenin anlamsızlığı karşısında varoluşunu sorgulayan bir varlıktır. İnsanın dünyadaki saçmalığa rağmen yaşamaya devam etmesini, onun trajik ama asil yanlarından biri olarak görür.
Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983): “İnsan bir damla kan, bir damla can…” Necip Fazıl, insanı ruhani bir arayış içinde olan, sonsuzluğa açılan bir varlık olarak tanımlar. İnsan, varoluşu boyunca sürekli olarak ölümle ve sonsuzlukla yüzleşir.
Sezai Karakoç (1933-2021): “İnsan, yeniden doğuşa muhtaç bir varlıktır.” “İnsan, kendini aşan bir varlıktır. Dünya, insanın sonsuzluk isteğini doyurmaz.” “İnsan, Allah’ın tanrılığına ayarlıdır.” (Yitik Cennet) Sezai Karakoç’a göre insan, inanç ve diriliş yolunda yürüyen bir varlıktır. Onun için insan, kendini yeniden keşfetmeli ve maneviyatına sarılmalıdır.
Sigmund Freud (1856-1939): “İnsan, içindeki karanlık dürtüleri kontrol etmek zorundadır.” Freud’a göre insan, bilinçaltında bastırılmış arzular, korkular ve çatışmalarla doludur. İnsanı, id (içgüdüler), ego (bilinç) ve süper ego (ahlak) arasında sıkışmış bir varlık olarak tanımlamaktadır.
Stefan Zweig (1881-1942): “İnsan, ruhunun en derin köşelerinde bile yalnızdır.” Zweig’a göre insan, duygularının, arzularının ve tutkularının iç hesaplaşmalarıyla yönlendirdiği karmaşık bir varlıktır. Kaderin sürüklediği bir yolcu veya tutsaktır. İnsan rasyonel olmaktan ziyade duygusal bir varlıktır. “İnsan, bazen kendisini bile anlamakta zorlanır.” (Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu).
Franz Kafka (1883-1924): “İnsan, sürekli bir mahkemede yargılanan bir varlıktır.” (Dava). Kafka’ya göre insan, çaresiz, anlamsız ve yabancılaşmış bir varlık olarak varoluşsal sıkışmışlık içerisindedir. “İnsan, bir sabah uyandığında bir böcek olduğunu görebilir.” (Dönüşüm)
Albert Einstein (1879-1955): “İnsanın değeri, başkalarına kattığı fayda ile ölçülür.” Einstein’a göre insan, evrenin küçük ama anlam arayan bir parçasıdır. “İnsan, ancak kendisini aşan bir amaca hizmet ettiğinde gerçek anlamı bulur.”
Cemal Süreya (1931-1990): “İnsan, sevdiği kadar insandır.” Cemal Süreya’ya göre insan, aşk, hüzün, yalnızlık ve umudun toplamıdır. İnsan, duygu demektir.
3- Büyük Devlet Adamlarının İnsan Yaklaşımı
Büyük İskender (MÖ 356-323): İskender, insan, ancak cesareti kadar büyüktür.
Selahaddin Eyyubi (1137-1193): “İnsan, düşmanına bile şefkat gösterebilmelidir.” Selahaddin Eyyubi, insanı hem güçlü hem de merhametli olması gereken bir varlık olarak görür. “Güç, zalimlik değil; adaleti korumaktır.”
Fatih Sultan Mehmet (1432-1481): “Hükümdar bile olsanız, ilmi ve adaleti her şeyin önüne koymalısınız.” Fatih Sultan Mehmet, insanın bilgi ve kültürle yükseldiğine inanır.
Yavuz Sultan Selim (1470-1520): “İnsan, her an ölümle yüzleşebileceğini bilmeli ve ona göre yaşamalıdır.” Yavuz Sultan Selim, insanın sorumluluklarını bilerek yaşaması gerektiğini savunur. “İnsan, en büyük düşmanının kendi nefsi olduğunu unutmamalıdır.”
Kanuni Sultan Süleyman (1494-1566): “En büyük insan, en adil olan insandır.” Kanuni’ye göre insan, adaletli ve ölçülü yaşamalıdır.
II. Abdülhamid (1842-1918): “En güçlü insan, sabırlı insandır.” II. Abdülhamid’e göre insan, aklını ve sabrını kullanarak hareket etmelidir.
4- İslami Büyük Şahsiyetlerin İnsan Yaklaşımı
Hz. Ömer (581-644): “İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası dokunandır.” Hz. Ömer, insanın adalet ve doğrulukla yaşaması gerektiğini söyler. Hz. Ömer’in insan anlayışı, adalet, merhamet, tevazu ve sorumluluk bilinci ekseninde şekillenir.
Hz. Ali (599-661): “İnsanın değeri, aklıyla ölçülür.” “İnsanın kıymeti, yaptığı iyilikler ve güzel ahlakı ile ölçülür.” İnsanın ahlak ve erdem ile yüceleceğini, özgür ama sorumluluk sahibi olduğunu, akıl ve feraset sahibi, zayıf ve güçlü bir varlık olduğunu söyler. İnsanı, kendini tanımaya çalışan bir varlık olarak görür. Hz. Ali’ye göre insan, hem aklıyla hem de kalbiyle gelişen, kendini tanıyıp erdemli bir hayat süren, seçimlerinden sorumlu olan bir varlıktır.
İmam-ı Azam Ebu Hanife (699-767): “İnsan, aklı sayesinde mükelleftir. Aklı olmayanın dini sorumluluğu da yoktur.”
İmam Şafiî (767-820): “İnsan, ilim öğrenmeye devam ettiği sürece insandır.” İmam Şafiî’ye göre insan, ilimle değer kazanır ve cahillikten kaçınmalıdır. “Cehalet, insanın en büyük düşmanıdır.”
İmam Malik (711-795): “İnsan, fıtrat üzere yaratılmıştır; fıtratını bozan kendi nefsidir
İmam Ahmed bin Hanbel (780-855): “Sabreden insan, kazanır. Allah sabredenlerle beraberdir.” İmam Ahmed bin Hanbel, insanı, sabır ve teslimiyet içinde yaşayan bir varlık olarak görür. “İnsan, nefsine hâkim olmalıdır. Nefsiyle mücadele eden kişi, gerçek insandır.”
İmam-ı Gazali (1058-1111): “İnsan, ruh ile bedenin birleşiminden meydana gelmiştir. Asıl olan ruhtur; beden bir kabuktur, ruhun bineğidir.” “İnsan, iki kapılı bir han gibidir; dünya kapısından girer, ahiret kapısından çıkar.” Gazali’ye göre insan, hem bedeni hem de ruhuyla bir imtihan içindedir. İnsan, akıl ve kalp dengesini kuramazsa sapkınlığa düşer. İnsan, nefsinin esiri olmamalı ve ruhunu arındırmalıdır. İnsan, nefsini aşarak Allah’a yönelmelidir. (İhya-u Ulum’id-Din)
Fahreddin Razi (1149-1209): “İnsan, akıl ile iman arasında bir denge kurmalıdır.” (Tefsir-i Kebir). Fahreddin Razi, insanın akıl ve iradesiyle Allah’a yönelmesi gerektiğini savunur. “İnsan, yaratılış amacı doğrultusunda yaşamalıdır.”
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273): “Ey insan! Sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin.” “Sen bir damla iken derya, bir zerre iken güneşsin.” Mevlânâ’ya göre insan, hem ilahi bir ruh taşıyan hem de nefsine yenik düşebilen bir varlıktır. İnsanı, derinliği ve ruhani boyutu ile tanımlar. O, insanı aşkla, tevazu ile ve kendini bilmekle tanımlar. Mevlânâ, insanın içinde sonsuz bir anlam arayışı olduğunu ve özünü keşfetmesi gerektiğini söyler. Mevlânâ, insanı aşkla Allah’a ulaşan bir yolcu olarak görür.
İbn Teymiyye (1263-1328): “İnsan, Allah’a yönelerek gerçek özgürlüğü bulur.” İbn Teymiyye’ye göre insan, irade sahibi ve sorumlu bir varlıktır. “İnsan, özgür iradesiyle iyi veya kötüyü seçer ve seçimlerinden sorumludur.”
İbn Haldun (1332-1406): “İnsan toplumsal bir varlıktır.” “İnsan, tabiatı gereği medenidir. Toplum olmadan yaşayamaz.” “İnsan, hayat mücadelesinde değişir; zorluklar ve bolluk içinde farklı ahlaklar geliştirir.” İbn Haldun’a göre insan toplum içinde yaşayan, gelişen ve etkileşime giren bir varlıktır. İnsan, yalnız başına var olamaz; kültür, medeniyet ve tarih insanı şekillendirir. (Mukaddime)
İbn Arabi (1165-1240): “İnsan, kâinatın göz bebeğidir. Allah insanı kendine ayna olarak yaratmıştır.” İbn Arabi’ye göre insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. İnsan, kendi varlığını keşfetmeli ve Allah’a yönelmelidir. “Hakikati arayan insan, kendini bilmelidir.” (Fütuhat-ı Mekkiyye)
Said Nursî (1877-1960): “İnsan, bir çekirdek gibidir. İmanla büyür ve kâmil insan olur.” (Risale-i Nur, Sözler). Said Nursî’ye göre insan, imanla gerçek kimliğini bulur ve dünyayı doğru okuyabilir. “İnsan, Allah’a yöneldikçe hakiki mutluluğu bulur.”
Bu filozoflar, düşünürler, âlimler ve sultanlar, insanı bir arayış içinde olan, çelişkilerle dolu, varoluşunu anlamaya çalışan, bazen bencil bazen fedakâr, hem büyük zaaflara hem de büyük yüceliğe sahip bir varlık olarak tanımlar. Bu isimler, insan doğasını, gücünü, zaaflarını ve ahlaki yönlerini farklı açılardan ele alıp nihayetinde insan nedir sorusunu farklı farklı cevaplamışlardır. İlk dönem filozofları insanı akıl, ruh, erdem ve özgürlük çerçevesinde ele alırken; büyük sultanlar insanı güç, adalet, merhamet ve sorumluluk bilinciyle tanımlamışlardır. İslam âlimleri ise insanı Kur’ân ve sünnet çerçevesinde, ahlaki, felsefi ve varoluşsal yönleriyle değerlendirmişlerdir. Büyük İslam âlimleri ve müfessirler, insanı akıl, iman, ahlak, nefis mücadelesi, ilim, sabır ve sorumluluk ekseninde ele almışlardır. Hülasa insan, eşref-i mahlûk olarak Allah’ın halifesi olabildiği gibi, aynı zamanda aciz ve hata yapabilen bir varlıktır.
D- BİLİM VE DİSİPLİNLERE GÖRE İNSAN KİMDİR?
İnsan kavramı farklı disiplinler ve ideolojiler tarafından farklı yaklaşımlar neticesinde farklı farklı tanımlanmıştır. İslam’a göre insan; aklı, iradesi ve sorumluluğu olan ve bunlarla imtihan olunan bir varlıktır. Allah’ın yarattığı en üstün varlık olarak ruh ve bedenden oluşan insan “Allah’ın yeryüzündeki halifesi” olma sorumluluğuyla ayrı bir öneme sahiptir. Yaratılış gayesine göre insan, İslami bakış açısıyla böyle değerlendirilirken; farklı disiplinler, insanı kendi sistematiği dâhilinde şöyle tanımlamışlardır:
Psikolojiye Göre İnsan: Psikoloji insanı duygu, düşünce ve davranışları olan bir varlık olarak ele alır. İnsan, bilinçli ve bilinçdışı süreçlerin etkisinde olan, öğrenen, gelişen ve çevresiyle etkileşim içinde bulunan bir varlıktır. Farklı ekoller (Freud, Jung, davranışçılar vb.) insanın doğasını farklı şekillerde açıklar.
Biyolojiye Göre İnsan: Biyoloji insanı hücrelerden oluşan, evrimsel süreçte gelişmiş bir canlı türü olarak tanımlar. Homo sapiens olarak sınıflandırılan insan, sinir sistemi ve beyin kapasitesi en gelişmiş canlıdır. Genetik, fizyoloji ve çevresel faktörler insan davranışlarını etkiler. Modern biyoloji bilimi ekseriyetle insanı yaratılış tanımından uzak evrimsel bir yaklaşımla Darwin üzerinden tanımlar.
Pedagojiye Göre İnsan: Pedagoji (eğitim bilimi), insanı öğrenmeye açık, eğitilebilir ve gelişmeye müsait bir birey olarak görür. İnsan doğuştan bazı potansiyellere sahip olup, eğitimle bunları geliştirir. Çocukluk ve gençlik dönemleri, insanın karakter ve zihinsel gelişimi açısından kritik kabul edilir.
Komünizme Göre İnsan: Komünizm, insanı toplumsal bir varlık olarak tanımlar. İnsan, üretim süreçlerinin bir parçasıdır ve toplumla birlikte gelişir. Komünist görüşe göre, özel mülkiyet ve sınıfsal ayrımlar insanın doğasını bozar, insanın gerçek potansiyeli ancak sınıfsız bir toplumda ortaya çıkar.
Sosyalizme Göre İnsan: Sosyalizm insanı eşitlikçi bir varlık olarak tanımlar. İnsan bireysel çıkarlardan çok toplumsal faydayı gözetmelidir. İnsan emeği değerlidir ve toplum, bireyin temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür.
Tarihe Göre İnsan: Tarih, insanı geçmişi olan, kültür ve medeniyet üreten bir varlık olarak tanımlar. İnsan, tarih boyunca savaşlar, icatlar, keşifler ve toplumsal değişimlerle kendi medeniyetini inşa etmiştir.
Ekonomiye Göre İnsan: Ekonomi insanı, tüketici, üretici ve yatırımcı bir varlık olarak görür. İnsan, kıt kaynakları kullanarak ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Ekonomik sistemlere göre insanın tanımı değişebilir (kapitalist sistemde “rasyonel birey”, Marksist sistemde “emek gücü” vb.).
Kapitalizme Göre İnsan: Kapitalizm, insanı bireysel çıkarlarını gözeten, rekabetçi ve rasyonel bir varlık olarak tanımlar. İnsan, özgür piyasa içinde çalışarak, üreterek ve tüketerek değer yaratır.
Sosyolojiye Göre İnsan: Sosyoloji, insanı toplumsal bir varlık olarak görür. İnsan, doğuştan itibaren toplumun içinde şekillenir, normlar, değerler ve sosyal rollere göre davranışlarını geliştirir.
Hukuka Göre İnsan: Hukuk, insanı hak ve yükümlülükleri olan bir birey olarak tanımlar. İnsan, hukuk düzeni içinde haklara ve özgürlüklere sahip olmakla birlikte sorumluluk da taşır. Modern hukuk anlayışında, insan kanun önünde eşit ve dokunulmaz haklara sahiptir.
Her disiplin, insanı farklı bir yönüyle ele alır. Bu tanımlar, insanın çok boyutlu ve karmaşık bir varlık olduğunu gösterir.
E- GAZZELİLERİN DÜNYAYA VERDİĞİ CEVAP: İNSAN KİMDİR?
Gazze direnişi, modern tarihin en onurlu ve insanlık adına en büyük direnişlerinden biri olarak tarihe geçti. Onlarca yıl süren işgal, abluka, bombardıman ve soykırıma rağmen, Gazzelilerin insanlık onurunu, inançlarını, ahlaklarını ve değerlerini korumaları, tüm dünyaya “insan kimdir?” sorusunun en güçlü cevabını verdi.
Gazze Direnişi dünya tarihinde yeni bir çağ açmıştır. Mutlak ve tartışmasız “Batı Medeniyeti Miti” Gazze direnişi ile tartışmalı hale geldi ve büyük bir güven kaybetti. Savunucularını dahi şüpheye yönlendirdi. Gazze, vahiy temelli inancın, insan merkezli materyalizme karşı zaferini tüm dünyaya duyurmuştur. Gazze Çağı, Gazze’nin Direniş nesli ile bütün dünyaya insanı yeniden tarif etmiş, fabrika ayarlarına döndürmüştür. Binlerce yıldır insanlığın biriktire geldiği insana karşı her türlü kötülüğü ve olumsuzluğu inanç, ahlak ve fıtrat üzere resetlemiş, insanı aslına rücu ettirmiştir. Ve Gazze Direnişi ile insan, şöyle tanımlanmıştır:
Gazzeliler insanın yaratılışında imtihan için içinde mevcut olan her türlü ifrat ve tefrit unsurlarından arınıp itidal üzere inşa edilmiş eşref-i mahlûkatın mümessilleri olarak bütün dünyaya insan-ı kamil bir vücudiyetle görünerek örnek birer insan tanımı yapmışlardır. Bütün dünya Gazzeliler üzerinden İnsanın kim olduğunu en yalın haliyle, en somut şekliyle ve en doğru tanımıyla öğrendi.
İnsan, zulme Boyun Eğmeyendir, Direniş Ruhludur. Gazze halkı, dünyanın en güçlü birleşik ordularına karşı, en ağır kuşatma ve yokluk şartlarında dahi teslim olmadı. Gazze halkı; aç, susuz, emniyetsiz, evsiz bırakıldılar, bombalar ve ölüm karşısında yalnız ve yardımsız bırakıldılar ama umutlarını kaybetmediler, teslim olmadılar, vaz geçmediler. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastalar bile direnişin bir parçası oldular. İnsan, varoluşunu korumak için mücadele eden, direnişi kimliğinin bir parçası haline getirendir. “İnsan, zulme boyun eğmeyen, şerefini koruyan varlıktır.”
İnsan, ahlak ve değerlerinden taviz vermeyendir. Tüm dünyaya örnek olacak şekilde, Gazze halkı intikam yerine adaleti, kin yerine sabrı ve inancını korumayı seçti. Savaş orantısız ve adil olmayan bir güç eşitsizliği içerisinde, düşmanın insanlık namına sınırsız ahlaksızlığı, zalimliği ve azgınlığı sergilemesi neticesinde dahi Gazzeli Direnişçiler ne ahlaklarından ne de insanlıktan taviz vermediler. Çünkü onlar ahlakını, insanlığını, vicdanını inançlarından almışlardı. İşte bu sebeple düşmanlarının sivillerine saldırmadılar, kamu binalarına saldırmadılar, esirlere kötü muamelede bulunmadılar, onları kendi imkânsızlıkları içerisinde dahi en iyi koşullarda korudular.
İnsan, yalnızca Allah’tan yardım bekleyen ve yalnızca Allah’a boyun eğendir. Gazze halkı, her türlü yıkıma rağmen, kendi iç dayanışmasını kaybetmedi. Her şeylerini kaybetmelerine rağmen umutlarını ve inançlarını kaybetmediler. Bütün dünyaya, içinde bulundukları korkunç mezalim ve soykırıma rağmen şu anlamlı sözlerle seslendiler: “Biz yardımı ancak Allah’tan isteriz, O da kimi layık görürse onu vesile kılar. Zulme sessiz kalan bilsin ki, Allah onu bu zafere layık görmemiştir.” İşte bu manifesto, iman ve inançla karılmış bu tebliğ, yeryüzünün bütün vicdan sahibi insanlarının yüreğini, vicdanını, fıtratını Gazze’ye yöneltti. Dünya, aydınlanma Çağı’ndan bu güne böylesi etkili bir inanç daveti görmemişti. Her öldürülen bir Gazzeli’nin yerine dünyanın dört bir yanından binlerce insan Gazzeli oluyordu. İnsan, Gazzeli olmaktır. Bu tanım insanllığın son ve en anlamlı tanımı oldu.
İnsanlık, Gazze’dir. Gazze halkı, modern dünyanın unuttuğu insani değerleri yeniden hatırlattı. İnsan, sadece nefes alan bir varlık değil, onuruyla yaşayan, zulme karşı direnen, ahlakını ve inancını kaybetmeyen bir varlıktır.
Bugün dünyada birçok insan insanlığın öldüğünü düşünürken, Gazze halkı insanlığın ölmediğini, aksine direnişle daha da güçlendiğini gösterdi. Dünyanın her yerinde mazlum halklar, Gazze’nin verdiği bu cevabı unutmayacak. Gazze halkı, dünyanın gözleri önünde yaşanan en büyük zulümlerden birine maruz kalırken, buna karşı gösterdikleri duruşla insanlık tarihine unutulmaz bir mesaj bıraktılar. Onlar sadece bir direniş göstermediler, insan olmanın ne anlama geldiğini tüm dünyaya yeniden öğrettiler. “İnsan, zulme boyun eğmeyendir!”
Dünyanın en büyük askeri ve siyasi güçleri karşılarında dururken, Gazze halkı sadece haklı oldukları gerçeğine sarıldı. İnsan, güçlü olan değil, haklı olandır. “Zulme boyun eğmek, insan olmaktan vazgeçmektir.” “İnsan, yaşamak için herkese boyun eğen, her şeyi kabul eden değil; izzet ve şerefi için ölümü bile göze alandır.” “İnsan, kötülükle savaşırken bile vicdanını kaybetmemelidir.” Gazze halkı, ölümün gölgesinde bile korkuya teslim olmadı. Çocukları bile bu bilinci öğrendi. “İnsan, hür doğmuştur, korkunun esaretiyle yaşayamaz.” Gazze halkı, dünyaya insan olmanın sadece nefes almak, yaşamak ya da güçlü olmak olmadığını öğretti. İnsan, onuruyla, inancıyla, adalet duygusuyla, direnciyle ve kardeşliğiyle insandır. Dünya, insanlık dersi almak istiyorsa, Gazze’ye bakmalıdır. Çünkü Gazze, insanlığın şerefini korumanın adıdır.
HAYAT NEDİR?
DÜNYA HAYATININ MAHİYETİ: İNSANİ, FELSEFİ VE İSLAMİ BİR DEĞERLENDİRME
İnsanlık tarihi boyunca “Hayat nedir?” sorusu, farklı disiplinlerde ve kültürlerde çeşitli perspektiflerden ele alınmıştır. Bilimler, inançlar, ideolojiler disiplin olarak; filozoflar, sanatçılar, devlet adamları, din âlimleri, iş insanları birey olarak bu soruya farklı cevaplar vermiştir. Kimine göre hayat bir imtihan, kimine göre bir mücadele, kimine göre ise bir sanat veya bilgi arayışıdır. Ancak İslami bakış açısından hayatın anlamı, Allah’ın kullarına verdiği bir emanet, bir imtihan ve bir imkân olarak görülür. Diğer din, inanış ve ideolojilerde de farklı anlamlar yüklenerek tanımlanır. Bu makalede, hayatın anlamına dair tarih boyunca sunulan görüşler, güncel sorgulamalarla yeniden gözden geçirilecektir. Özellikle savaşlar, soykırımlar, göçler, büyük çaplı afetler, pandemiler ve küresel diğer zorluklar ve sorunlar insanlığa yeniden “Hayat nedir ?” sorusunu yöneltti.
A-TARİHİ SÜREÇTE HAYAT TASAVVURU
18. yüzyıldan bugüne geçmişe dönüp bakıldığında hayat, insanlık tarihine iz bırakan büyük olayların da referansıyla yaşanmışlıklar üzerinden sürekli bir değişim göstermiştir. Aydınlanma Çağı (1688-1789), Amerikan Devrimi (1775-83) ve Fransız İhtilali (1789), Sanayi Devrimi (1760-1830), 1.Dünya Savaşı (1914-1918), İmparatorlukların yıkılışı, Ulus devletlerin kurulması, Osmanlı’nın yıkılışı ve Halifeliğin kaldırılması ile İslam dünyasının param parça olması, Emperyalizm-Kapitalizm-Komünizm-Faşizm fikirlerinin yayılma mücadelesi ve çatışması, 2. Dünya Savaşı (1939-1945), Soğuk Savaş Dönemi (1947-1991) gibi tarihte iz bırakan olaylar son 300 yılın dünya hayatına yön vermiştir.
Aydınlanma Çağı, insan aklını ve bireysel hakları ön plana çıkarmıştır. Sanayi Devrimi ile dünya ekonomisi ve üretim biçimleri değişmiş, işçi sınıfı doğmuştur. Sanayileşme ve şehirleşme, toplumsal normları değiştirmiştir. Kadın hakları, işçi hareketleri ve küreselleşme etkisi ile dünya hayatı değişime devam etmiştir. Sanayileşme ve Sömürgecilik neticesinde önce Amerika ve Avrupa, dünya ekonomisini kontrol etmeye başlamış; sonra da buna Çin dâhil olmuştur. Fransız İhtilali sonucunda Monarşiler zayıflamış, demokrasi fikri yayılmıştır. Soğuk Savaş Dönemi sürecine dünya hayatı iki kutupla, ABD ve SSCB arasındaki küresel rekabetle, silahlanma yarışına sahne olmuştur. Savaş, olmadığı zamanlarda dahi insanlığı hep tehdit ve tedirgin etmeye devam etmiştir.
İnsanlar uzaya çıkıyor, Bilim ve Teknoloji Devrimi gerçekleşiyor, bilgisayarlar yaygınlaşıyor ama insanlık sorunu hayatın hep ilk gündeminde kalmaya devam etmektedir. İnternetin icadı ve cep telefonların akıllı telefonlara dönüşmesiyle internetin masaüstünden ceplerde taşınır olması, sosyal medya platformlarının her insanın günlük en az 2-3 saatini alıyor olması ve nihayet yapay zekânın geliştirilmesi günümüz dünya hayatını bambaşka bir boyuta taşımıştır. Sanayi, teknoloji, bilim, bilişim ve iletişim alanlarında dünya, gelişimin zirvesinde ve bu zirve her gün yükselmeye devam etmektedir. Güya bütün bunlar insan için, hayatının refahı içindi. Ancak gelinen noktada insan her gün çok daha fazla bilgiye, eğitime ve satın almaya ihtiyaç duyar hale gelmektedir. Bu ihtiyaçların temini çabası da hayatı her geçen gün biraz daha zorlaştırmaktadır. Kölelik, tarihe gömülmüş olarak okutulsa da insan tarihte hiç olmadığı kadar köleleşmiş bir haldedir. Krallık, diktatörlük; demokrasi ve cumhuriyet üzerinden, tarihe gömülmüş olarak okutulsa da dünya hayatı hiç olmadığı kadar baskıcı, sistematik, kuralcı ve dayatmacı bir haldedir. Roma’daki gladyatörleri izleyen kalabalıkların varlığına benzer şekilde, uzaya çıkanları izleyen bir kitle de mevcuttur. Tıpkı Ortaçağ’da kilisenin insanları baskı altına alıp korkutarak mankurtlaştırması gibi, günümüz Uzay Çağı’nda da siyasi partiler, devletler ve sistemler benzer yöntemlerle bireyleri baskı, korku, mankurtlaştırma ve sömürüye maruz bırakmaktadır. Bu çağ (21.yy), gönüllü kölelerin efendileri adına özgür bir yaşam sürdüğü; denetimli serbestilik çerçevesinde efendilerine daha iyi hizmet edebilmek amacıyla kendilerini eğitip geliştirdikleri, mükemmelleştirmeye çalıştıkları ancak nihayetinde sürekli yetersiz kalarak mahcup oldukları bir hayat biçimi olarak değerlendirilebilir.
Sosyal medya, bireylerin kimliklerini yeniden tanımlıyor. Dijital çağın hızında kaybolan hayat, gelecekte yapay zekânın şekillendireceği hayatın bilinmezliğiyle imtihan olacak gibi görünmektedir. Dijital çağın dünyasında, geleneksel toplum yapıları çözülüp, insanlar hızla yalnızlaşırken İslam, toplumu birleştiren son kale olarak umut olmaya devam ediyor. Bu umudu hayata taşıyan ise Gazze Direnişi olmuştur. 21. Yüzyıl (2000-2023) dünyasında hayat, hız ve belirsizliğin sürüklediği anlamsız bir mücadeleye evirildi. Dijital çağ, sosyal medya, yapay zekâ, küresel krizler, pandemi, çevresel sorunlar ve uzay seyahatleri gibi gelişmeler dünya hayatını tamamen metalaştırdı; hayatın ruhu, kalbi, duygusu aranmaz oldu. Dijital çağın hızında kaybolmamak için bir şeylerin değişmesi gerekmektedir. İnsanları yalnızlaştıran modern dünya, toplumu birleştirecek bir kırılmaya ihtiyaç duymaktadır. Dijital çağda dahi Kur’ân ve sünnet, sağlamlığını ve doğruluğunu sürdürmeye devam ettiği halde, değil diğer dünya insanlarını, Müslümanların hayatlarını dahi etkileyememektedir, düzeltememektedir. Çünkü İslam’ın doğruluğu öğrenilip, ezberlenip biliniyor ama yaşanmıyor. Propagandası yapılıyor ama temsiliyeti yapılmıyor. İşte dünya hayatı böylesi bir insani krizdeyken ve İslam bu kadar dışlanmışken dünya bir sabah 7 Ekim 2023 tarihinde yeni bir güne uyandı. Ve Dünya artık hiçbir zaman eski dünya olmayacaktır.
Bütün yüzyıllar göz önüne alındığında; insanlığın hayatta savaş, göç, keşif, veba, devrim, bilim, teknoloji ve inanç etrafında şekillendiği görülecektir. Özellikle son yüzyıllarda değişim hızının inanılmaz artışı 21. Yüzyıldan sonra hayatı ayrı bir boyuta evirmiştir. Ta ki 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan ve tam 471 gün süren Gazze Direnişi’ ne kadar. Gazze Direnişi ile hazın ve hızın, maddenin ve teknolojinin esiri olmuş insanlık; sosyal medya, yapay zekâ ve iletişim ile meşgulken; gündem, birdenbire Gazzelilerin inancına ve ahlakına kilitlendi. İnsanlık bir kere daha hayatı sorgulama, anlamlandırma, tanımlama ihtiyacıyla yüzleşti. Çünkü 18. Yüzyıldan bu güne, hayat her gün bir önceki günden daha hızlı yaşanmaya başlandı. İnsana dair diye başlayan her yenilik, gelişme ve değişim insanı daha standart bir hayata mahkûm etti. Hayat hiç olmadığı kadar kontrollü, sistematik ve disipline edilip kurgulanmış bir standart sunuma dönüştü. Birey, aile, toplum, kültür, devlet hep birden hayatın korosuna dönüştü. İnsanların hayatı sınıfsal bir kategorizasyon içinde hazırlanıp dayatılmış, potada damıtılmış tercihli bir köleliğe ve satın alınmış efendiliğe dönüştü. Demokrasi, Cumhuriyet, İnsan hakları, siyaset ve örgütsel haklar gibi onlarca unsur, insana daha iyi bir hayat vaadiyle; din ve inançtan, kültür ve gelenekten hıncını alırcasına toplumu kimliksiz, karaktersiz, amaçsız ve en önemlisi merhametsiz bir yapaylığa dönüştürdü. Bütün dünya, standardize edilmiş hayatlarla rehin alındı. Ekonomik olarak, kültürel olarak, inançsal ve ideolojik olarak toplumlar rehin alındı. Ta ki Gazze Direnişi başlayıncaya kadar. Dünya hayatını hürriyetsiz kabul etmeyen o bir avuç özel insanın, koca bir dünyaya kafa tutarak ölümü tutsaklığa tercih ederek başlattığı “uyanma harekâtı” bütün dünyanın dikkatini çekti. İnsanlar yaşadıkları hayatın hayat olmadığını sorgulamaya başladı. Ve dominonun ilk taşı böylece devrilmiş oldu.
B- BİLİM DALLARININ DİSİPLİNE YAKLAŞIMLARI
1. Tarih: Tarih perspektifinden bakıldığında, hayat insan topluluklarının zaman içinde gelişimi, değişimi ve etkileşimleri olarak görülebilir. Hayat, bireylerin ve toplumların yaşadığı olayların toplamı, geçmişten bugüne aktarılan mirasın bir parçasıdır. Hayat insanların yaşadıklarıdır. Önemli hadiseleri yönetme biçimidir.
2. Sosyoloji: Sosyolojiye göre hayat, bireylerin ve toplulukların sosyal ilişkileri içinde var olduğu bir süreçtir. İnsanların kültürel, ekonomik ve siyasi sistemlerle etkileşim içinde olduğu, sosyal normlar ve değerler çerçevesinde şekillenen bir deneyimdir.
3. Hukuk: Hukuk açısından hayat, bireyin sahip olduğu temel haklardan biridir. “Yaşam hakkı” en temel insan haklarından sayılır ve hukukun koruması altındadır. Hukuk aynı zamanda yaşamın düzenlenmesi, kurallar ve normlar çerçevesinde bireylerin bir arada yaşayabilmesi için oluşturulmuş bir sistemdir.
4. Psikoloji: Psikoloji açısından hayat, insan zihninin ve davranışlarının geliştiği, duyguların, düşüncelerin ve bilinçli deneyimlerin yaşandığı bir süreçtir. Hayat, bireyin kendini anlaması, çevresine uyum sağlaması ve kişisel tatmin arayışıyla şekillenir.
5. Biyoloji: Biyolojik açıdan hayat, organizmaların doğum, büyüme, üreme ve ölüm süreçlerini kapsayan biyokimyasal ve fizyolojik işleyiştir. Canlılık, hücresel faaliyetler ve genetik aktarım sayesinde devam eder.
6. Felsefe: Hayat, bilgelik, mutluluk, bilgi ve kendini gerçekleştirme üzerinden anlam kazanır. Felsefe açısından hayatın anlamı, öznel ve varoluşsal bir meseledir. Hayatın bir amacı olup olmadığı, bireyin kendi anlamını yaratıp yaratamayacağı gibi sübjektif değerlendirmelerde bir özgürlük alanıdır. Hayat, düşünmek ve sorgulamak üzere anlamlandırılır.
Anlaşılacağı üzere hayat, her bilim dalı tarafından farklı yönleriyle ele alınmaktadır. Kimi zaman biyolojik bir süreç, kimi zaman sosyal bir olay, kimi zaman kültürel bir kimlik, kimi zaman tarihi bir olgu, kimi zaman da hukuki bir hak olarak değerlendirilir. Bu farklı perspektifler, hayatın tek bir tanımının olamayacağını, ancak farklı açılardan anlamlandırılabileceğini gösterir.
C- İSLAMÎ PERSPEKTİFTE HAYAT: “BİR İMTİHANDIR.”
İslam düşüncesinde hayat, fani, geçici ve asıl hayatın ahiret olduğu bir imtihan süreci olarak kabul edilir. İslam’da hayat, aynı zamanda bir mücadele ve cihat olarak da kabul edilir. Bu mücadele bazen insanın kendi nefsiyle, bazen de adaletsizlik ve zulme karşı bir direniş şeklinde olabilir. Nitekim: Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Gerçek mücahit, nefsiyle mücadele edendir.” (Tirmizî, Fezâilu’l-Cihâd, 2) İmam Gazali: “Mücadele etmeyen bir hayat, ölü bir kalbin bedenidir.” Bu bakış açısına göre, hayat sadece fiziksel bir varoluş değil, aynı zamanda ruhsal ve ahlaki bir çaba gerektiren bir süreçtir.
1- Kur’ân-ı Kerîm’de Hayatın Mahiyeti
- “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır…” (67/Mülk, 2)
- “Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.” (3/Ali İmran, 185)
- “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (51/Zariyat, 56)
- “Andolsun ki, sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (2/Bakara, 155)
- “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayırla da şerle de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (21/Enbiya, 35)
- “Biz, insanların hangisinin daha iyi davranacağını sınamak için yeryüzündeki her şeyi ona bir süs yaptık.” (18/Kehf, 17)
- “Yoksa siz, daha önce geçmiş olanların başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (2/Bakara, 214)
Bu ayetlerden hareketle, hayatın yalnızca dünya nimetlerinden ibaret olmadığı, aksine insanın iman, ibadet ve güzel ahlak ile imtihan edildiği bir süreç olduğu anlaşılmaktadır.
2- Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Hayat Tasavvuru
- “Ben bu dünyada bir ağaç altında dinlenen yolcu gibiyim.” (Tirmizî, Zühd, 44)
- “Gerçek hayat, ancak ahiret hayatıdır.” (Buhârî, Rikâk, 1)
- “Dünya müminin zindanı, kâfirin ise cennetidir.” (Müslim, Zühd, 1)
- “Dünya tatlı ve çekicidir. Allah sizi burada imtihan edecektir. Dünya nimetlerine karşı nasıl davranacağınıza bakacaktır.” (Müslim, Zikir 99)
- “Benim dünyayla ne işim var? Ben, sıcak bir günde yoluna devam eden, gölgeye sığınıp dinlenen, sonra da yoluna devam eden bir yolcu gibiyim.” (Tirmizî, Zühd 44)
- “Şüphesiz ki kul, başına gelen musibet nedeniyle sabredip Allah’tan mükâfat beklerse, Allah ona daha hayırlısını verir.” (Buhârî, Rikâk 31)
Bu hadisler, dünya hayatının fani ve geçici olduğunu, asıl hayatın ahiret olduğunu vurgulamaktadır.
3- İslam Düşünürleri ve Devlet Adamlarının Hayat Anlayışı
İbn Arabi (1165 – 1240), “Hayat, Allah’ın tecellilerinin en büyük aynasıdır.”
Mevlânâ (1207 – 1273), “Hayat, kendini bilmek ve Hakk’a varmaktır.”
Yunus Emre (1238? – 1320?), “Hayat, sevmektir; sevmeyen kişi ölüdür.”
İmam Gazali (1058 – 1111), “Hayat, Allah’ı tanıyıp O’na kavuşma yolculuğudur.”
Said Nursi (1877 – 1960), “Hayat, iman ve ibadetle anlam kazanır, aksi halde bir serap gibidir.”
Yavuz Sultan Selim (1470 – 1520), “Hayat, Allah’a ve ümmete hizmettir.”
Fatih Sultan Mehmet (1432 – 1481), “Hayat, büyük idealler uğruna mücadele etmektir.”
Selahaddin Eyyubi (1137 – 1193), “Hayat, zulme karşı durmak ve Hakk’ın yanında olmaktır.”
Abdülhamid Han (1842 – 1918), Hayat, davasız yaşanmaz.”
Hz. Ali (600 – 661), “Hayat, amel etmeye elverişli bir fırsattır.”
Hz. Ömer (584 – 644), “ Hayat, adaletle hükmetmektir.”
Bu ifadeler, İslam’ın hayata bakış açısının sadece bireysel ibadet ve nefis terbiyesiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda adalet, cihat, hizmet ve ümmet bilinci gibi toplumsal yönleri de kapsadığını göstermektedir. Büyük devlet adamları ve komutanlar hayatı; adalet, mücadele ve hizmet bağlamında değerlendirmişlerdir:
D- BATI VE DOĞU DÜNYASINDA ÖNEMLİ İSİMLERİN HAYAT TASAVVURU
Batı ve Doğu dünyasının değişik zamanlarında yaşamış düşünür, aydın ve liderler; hayatın farklı yönlerini ve bireyin kendi bakış açısına göre şekillenen anlamını ortaya koyarak bireye indirgenen hayat tasavvurunun ne kadar çok çeşitlilik gösterebileceğini kanıtlamışlardır. Bu sebeple yapılan bu tanımlamaların, insanın kendi varoluşuna dair arayışını ve farklı yaşam tecrübelerini yansıtan beşerî yorumlar olduğunu unutmamak gerekir. Birey olarak hiç kimsenin hayat tanımı, bütün insanlığı kapsayacak boyutta bir özgül ağırlığa sahip değildir. Böyle bir tarif yalnızca ilahi referanslı bir tanımlamayla mümkündür.
Sun Tzu (MÖ 544 – MÖ 496?), “Hayat, strateji ve sabır işidir.”
Sokrates (MÖ 469 – MÖ 399), “Hayat, bir sınavdır.”
Aristoteles (MÖ 384 – MÖ 322), “Hayat, akıldır.”
Julius Sezar (MÖ 100 – MÖ 44), “Hayat, fırsatları değerlendirenlerindir.”
Napolyon Bonapart (1769 – 1821), “Hayat, cesaret ve mücadeleden ibarettir.”
Schopenhauer (1788 – 1860), “ Hayat, acıdır.”
Dostoyevski (1821 – 1881), “Hayat, cehennemdir.”
Karl Marx (1818 – 1883), “Hayat, fikirdir.”
Nietzsche (1844 – 1900), “Hayat, güçtür.”
Freud (1856 – 1939), “Hayat, ölümdür.”
Kafka (1883 – 1924), “Hayat, sadece bir başlangıçtır.”
Gandhi (1869 – 1948), ”Hayat, sevgidir.”
Winston Churchill (1874 – 1965), “Hayat, hiç düşmemek değil, düştüğünde kalkabilmektir.”
Einstein (1879 – 1955), “Hayat, bilgidir.”
Bertrand Russell (1872 – 1970), “Hayat, rekabettir.”
Picasso (1881 – 1973), “Hayat, sanattır.”
Steve Jobs (1955 – 2011), “Hayat, inançtır.”
Stephen Hawking (1942 – 2018), “Hayat, umuttur.”
E- KOMÜNİST VE SOSYALİST PERSPEKTİFTE HAYAT:
Komünizm ve sosyalizm, hayatı emek, sınıf mücadelesi ve toplumsal dönüşüm bağlamında ele alır. Bu perspektifte bireyin hayatı, toplumsal yapılarla şekillenir ve anlam kazanır. Bu ideolojik yaklaşımın önemli temsilcilerinden bazılarının hayata dair düşünceleri şu sözlerle yer bulmuştur.
Karl Marx (1818-1883), “Hayat, sınıf mücadelesidir.” Marx’a göre hayat, kapitalist düzenin getirdiği eşitsizliklere karşı verilen mücadeleden ibarettir. İnsan, üretim süreciyle ve emek gücüyle tanımlanır.
Friedrich Engels (1820-1895), “Hayat, emektir; insanı insan yapan çalışma gücüdür.” Engels’e göre insan, emek yoluyla doğayı ve toplumu şekillendirir.
Vladimir Lenin (1870-1924), “Hayat, devrimdir!” Lenin, hayatı toplumsal adalet ve devrim mücadelesi üzerinden değerlendirir. Ona göre değişim olmadan özgürleşme mümkün değildir.
Mao Zedung (1893-1976), “Hayat, sürekli devrimdir.”
Che Guevara (1928-1967), “Hayat, adalet için savaşmaktır.”
Rosa Luxemburg (1871-1919), “Hayat, özgürlük ve eşitlik mücadelesidir.”
Komünist ve sosyalist düşüncede hayat, bireysel anlamdan çok toplumsal değişim, eşitlik ve adalet üzerine inşa edilmiştir. Ancak tarih şahit olmuştur ki bu düşüncenin çoğu lideri kendilerinden başkasına hayat hakkı tanımamış, eşitliği zulme çevirmiş, adaleti de kavga ettikleri düzeni ele geçirme olarak uygulamışlardır.
F- SANAT DÜNYASINDA HAYATIN ANLAMI
Sanatçılar, hayatı genellikle sanatsal faaliyetlerine uygun olarak yaratıcılık, duygu, özgürlük ve ifade açısından ele almıştır. Aslında bu bağlamda her zanaat ve meslek erbabı hayatı işinden, mesleğinden ibaret görmüştür. Sevgisini, inancını, kültürünü, tarihini işine ve mesleğine işleyerek hayatı özetlemeye çalışmışlardır. Sevdiğine kilim dokuyan usta, davasına marş yazan şair, hayallerine roman yazan edebiyatçı gibi…
Leonardo da Vinci (1452 – 1519), “Hayat, doğanın sırlarını keşfetmek ve yaratıcı olmakla anlam kazanır.”
Johann Wolfgang von Goethe (1749 – 1832), “Hayat, şiir gibi yaşandığında güzeldir.”
Vincent van Gogh (1853 – 1890), “Hayat, renklerin ve ışığın peşinden gitmektir.”
Pablo Picasso (1881 – 1973), “Hayat, sanat yapmaktır.”
Salvador Dalí (1904 – 1989), “Hayat, hayal gücünü özgür bırakmaktır.”
Frida Kahlo (1907 – 1954), “Hayat, acılarla ve tutkuyla boyanmış bir tuvaldir.”
Sanatçılar için hayat, sanatın kendisidir. Hayatı anlamlı kılan şey, üretmek, hissetmek ve dünyayı farklı bir gözle görmek olmuştur.
G- İSLAM VE DİĞER PERSPEKTİFLER ARASINDA BİR KARŞILAŞTIRMA
1- İslam Düşüncesinde: Hayat, Allah’a kulluk, nefisle mücadele ve ahiret hayatına hazırlık bağlamında bir imtihan olarak tanımlanır. Manevi boyut ağır basar. Hayat, iyilik ve kötülüğün sınandığı bir süreçtir ve asıl amaç, Allah’a iman etmek, ibadet etmek ve iyi bir insan olarak yaşamakla ahirette ebedi mutluluğa ulaşmaktır.
2- Hristiyan Düşüncesinde: Hristiyanlıkta hayat, Tanrı’nın bir armağanıdır ve sevgiye, fedakârlığa, bağışlamaya dayalı bir yolculuk olarak görülür.
3- Yahudi Düşüncesinde: Yahudilikte hayat, Tanrı’nın verdiği kutsal bir emanettir. Hayatın amacı, Tanrı’nın emirlerine uymak, ahlaki ve adil bir yaşam sürmektir. Yahudi öğretisinde dünyevi hayat önemlidir ve iyilik yaparak, topluma faydalı olarak anlam kazanır. Ancak gerçekte bu düşüncenin neredeyse zıttı din edinilmiştir. Hayat yalnızca kendilerine verilen bir hak olarak görülür ve başka hiçbir toplum ve inancın hayat hakkı yoktur.
4- Hinduizm Düşüncesinde: Hinduizm’e göre hayat, ruhun (Atman) samsara döngüsü (yeniden doğuş) içinde sürekli evrim geçirdiği bir süreçtir. Karma yasası (eylemlerin sonuçları) hayatın şekillenmesinde belirleyici bir rol oynar. Nihai amaç, Mokşa’ya (özgürleşmeye) ulaşarak reenkarnasyon döngüsünden kurtulmak ve Brahman (Yaratılış Tanrısı) ile birleşmektir.
5- Budizm Düşüncesinde: Budizm’de hayat, acı ve değişimle dolu bir döngü (samsara) olarak görülür. Hayatın amacı, ıstıraptan kurtulmak ve aydınlanmaya (Nirvana) ulaşmaktır.
6- Taoizm Düşüncesinde: Taoizm’de hayat, Tao (evrenin düzeni ve yolu) ile uyum içinde yaşamak anlamına gelir. İnsan, doğanın akışına karşı koymadan, dinginlik ve denge içinde yaşamalıdır. Hayat, uyum içinde sürdürülen doğal bir akıştır.
7- Komünist ve Sosyalist Düşüncede: Hayat, sınıf mücadelesi ve toplumsal adalet için verilen bir mücadeledir. Bireyden çok toplum ve emek ön plandadır. Ancak, insan ideolojik topluma kurban edilmiş, toplum da potada eritilmiştir. Hayat arı kolonisine idealize edilmiştir.
8- Ateizm ve Agnostisizm Düşüncelerinde: Ateizm, hayatı doğal ve bilimsel süreçler çerçevesinde açıklar ve herhangi bir ilahi amacı reddeder. Hayatın anlamı, bireyin kendi değerleri ve amaçları doğrultusunda şekillenir.Agnostisizm ise hayatın anlamı konusunda kesin bir yanıtın olmadığını savunur ve bilinemez olduğunu öne sürer.
H- GAZZE DİRENİŞİNİN HAYATA KATTIĞI ANLAM
İsrail Terör Devleti’nin 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren başlattığı kesintisiz, orantısız mezalim karşısında Gazzelilerin sergilediği mücadele ve direniş, Hayat Nedir sorusunu Gazze üzerinden bütün dünyaya yeniden sorgulatmıştır. Bu soykırım sürecinde Gazze halkının yaşadığı zulüm, soykırım, şiddet ve yalnızlık, onların hayata bakışındaki derinliği ve mücadeleci karakterlerinin direncini bütün dünyaya bir gurur ve şeref abidesi olarak göstermiştir. Gazze’de hayat, sadece bireysel bir varoluş değil, aynı zamanda bir inanç, onur ve direniş meselesidir. Bu perspektiften baktığımızda, Gazzelilerin bütün dünyaya ilan ederek hayata yüklediği anlamı şu şekilde özetleyebiliriz:
Direniş ve Onur: Gazzeliler için hayat, zulme karşı direnmek ve onurlarını korumakla eşdeğerdir. Onlar, baskılar karşısında teslim olmayı reddediyor ve her koşulda kimliklerini, vatanlarını ve inançlarını savunuyorlar. “Ya onurlu bir yaşam ya da şehadet” düşüncesi, onların hayat felsefesinin temel taşlarından biridir.
Sabır ve İnanç: İslam inancına göre, dünya bir imtihan yeridir. Gazzeliler, sabrın ve tevekkülün en güçlü örneklerinden biri olarak hayatı bir sınav olarak görüyor ve bu sınavı kazanmak için fedakârlık yapmaktan çekinmiyorlar. Kur’ân’daki “Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara, 153) ayeti, onların ruhunu şekillendiren temel öğelerden biri. Yardımı yalnızca Allah’tan bekleyen ve Allah’tan başka hiçbir güce boyun eğmeyen inançları, onların hayat felsefesidir.
Kardeşlik ve Dayanışma: Zorluklar içinde yaşayan bir toplum olmalarına rağmen, Gazzeliler hayatı dayanışma içinde yaşamak gerektiğine inanıyorlar. Birbirlerine destek olmak, paylaşmak ve birlik olmak, onların hayata yüklediği anlamın en önemli parçalarından biridir.
Özgürlük Mücadelesi: Onlar için hayat, sadece nefes alıp vermekten ibaret değil. Özgürlüğe kavuşmak, kendi öz vatanlarını korumak, bağımsız bir devlette çocuklarının daha adil bir dünyada yaşamasını sağlamak, en büyük hayalleridir. “Özgürlük olmadan hayatın bir anlamı yoktur” anlayışı, Gazze halkının hayat felsefesinin önemli bir parçasıdır.
Şehadet ve Ebedi Hayat İnancı: Gazze’de hayatın anlamı, yalnızca bu dünya ile sınırlı değil. Onlar, bu dünyada zulme karşı direnirken, ahirette daha büyük bir mükâfatın kendilerini beklediğine inanıyorlar. “Ölümsüz olan, Allah yolunda verilen candır.” anlayışı, onların ölüm korkusunu aşmalarını sağlıyor.
En Zor Şartlarda da Ahlaktan ve İnsanlıktan Kopmamak: Yılları aşan baskı, zulüm ve soykırım sürecinde insanlığın kötülük üzerine biriktirdiği ve büyüttüğü bütün kötülüklere hayâsızca, zalimce, hunharca maruz kaldıkları halde iyilikten, güzellikten, adaletten, merhametten asla sapmadılar. Hayata dair inançları, ilkeleri onları hiçbir zaman düşmanlarının kötülüğüne benzetmedi. Esirlere misafir gibi davrandılar, düşmana eziyet etmediler, namus ve ahlak kurallarını asla çiğnemediler, Allah’a verdikleri sözü harfiyen tuttular. Zulüm altında bütün dünyaya ahlakları ve inançlarıyla “Hayat Dersi” verdiler. “Hayat Nedir” sorusuna: “Gazze Direnişi’dir.” Diye cevap verdiler.
Gazze halkı için hayat; inanç, direniş, sabır, özgürlük mücadelesi ve kardeşlik üzerine kuruludur. Bu perspektif, tüm dünyada büyük bir saygı uyandırdı ve birçok insanın İslam’ı keşfetmesine vesile oldu. Onların cesareti ve inancı, tüm insanlığa ilham vermeye devam ediyor. Gazze’nin bu güçlü ve onurlu duruşu, dünya üzerinde hayranlık ve saygınlık uyandıran bir etki bıraktı.
Hayatın anlamı, bireyin değerleri, inancı ve dünya görüşü doğrultusunda şekillenir. Batı felsefesi, hayatı sanat, bilgi, güç, rekabet ve fikirler üzerinden tanımlarken, İslam düşüncesinde hayat, imtihan, ibadet, adalet, mücadele ve ahirete hazırlık olarak görülmektedir. Kur’ân-ı Kerîm ve hadisler, hayatın fani ve geçici olduğunu, asıl mutluluğun ve gerçek varoluşun ahirette başladığını vurgulamaktadır. İslam’da hayat, sadece bu dünya ile sınırlı olmayıp, ahireti içine alan bütüncül bir anlam taşımaktadır. Bu nedenle hayat, hem bir sınav hem de Allah’a kulluk ve insanlara hizmet için bir fırsattır. Bu anlayış, insanın kendi varlığını anlamlandırma çabasına derin bir boyut kazandırır. Felsefi yaklaşımlar bireysel ve kültürel farklılıklara göre değişse de, İslam’ın sunduğu hayat anlayışı evrensel bir hakikati temsil etmektedir.
Hayatın anlamı üzerine pek çok şair, yazar, düşünür, bilge, âlim, büyük komutan ve devlet adamı derin sözler söylediğini işittik. Hayatı tanımlayan cevaplar kimi zaman yaşanmış acı veya mutluluk verici olaylardan, kimi zaman uğraş alanlarından, kimi zaman ideoloji ve inançlardan esinlenmiştir. Hayata dair tartışmasız en derin anlamlar ise Allah’ın dünya hayatına dair mesajlarıdır. İlahi temelli bir tasavvurla: Hayat bir imtihandır. İmtihan mücadeledir. Mücadele adalettir. Adalet hakkın yerini bulmasıdır.
KAYNAKÇA
Arabî, İbn, Fütûhat-ı Mekkiyye, Çev: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, 2024.
Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, Çev: Furkan Akderin, Say Yayınları, 2015.
Atay, Oğuz, Tutunamayanlar, İletişim Yayınları, 2023.
Aurelıus, Marcus, Kendime Düşünceler, Çev: Yunus Emre Ceren, İş Bankası Yayınları, 2019.
Camus, Albert, Sisifos Söyleni, Can Yayınları, Çev: Tahsin Yücel, 2019.
Chomsky, Noam, Gılbert Achcar, Tehlikeli Güç ABD’nin Dış Siyaseti ve Ortadoğu, Çev: Yavuz Alagon, İthaki Yayınları, 2007.
Csikszentmihalyi, Mihaly, Akış: Mutluluk Bilimi, Buzdağı Yayınevi, 2017.
Darwin, Charles, Türlerin Kökeni, Alfa Yayınları, 2017.
Dawkins, Richard, Gen Bencildir, Çev: Tunç Tuncay Bilgin, Kuzey Yayınları, 2020.
Duman, M. Zeki, Beyânu’l-Hak, 2 Cilt, Fecr Yayınları, 2016.
Durkheim, Emile, Toplumsal İşbölümü, Çev: Özer Ozankaya, Cem Yayınevi, 2023.
Dostoyevski, Fyodor, Suç ve Ceza, Çev: Ergin Altay, İş Bankası Yayınları, 2017.
Dostoyevski, Fyodor, Yeraltından Notlar, Çev: Sabri Gürses, İş Bankası Yayınları, 2018.
Eflatun (Platon), Devlet, Kum Saati Yayınları, 1991.
Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler, Kaknüs Yayınları, Çev: Camal Süer, 2022.
Foucault, Michel, İktidarın Gözü, Ayrıntı Yayınları, Çev: Işık Ergüden, 2023.
Frankl, Viktor Emil, İnsanın Anlam Arayışı, Okuyan Us Yayınları, 2019.
Gâzâli, İmam-ı, İhya-u Ulum’id-Din, 8 Cilt, Çelik Yayınevi, 2016.
Gâzalî, İmam-ı, Mükafeşetü’l Kulüb, Çev: Salih Uçan, Çelik Yayınevi, 2022.
Haldun, İbn, Mukaddime, Dergâh Yayınları, 2014.
Jung, Carl Gustav, İnsan ve Sembolleri, Çev: Hatice Mukaddes İlgün, Kabalcı Yayınları, 2020.
Kafka, Franz, Dönüşüm, Çev: Orhan Tekin, Maviçatı Yayınları, 2016.
Kafka, Franz, Dava, Çev: Orhan Tekin, Maviçatı Yayınları, 2016.
Karadavi, Yusuf el-, İslam’da Helal ve Haram, Nida Yayıncılık, 2021.
Karakoç, Sezai, Yitik Cennet, Diriliş Yayınları, 2023.
Karasakal, Mehmet, Dünya İnsanlık Tarihi, Nida Yayıncılık, 2020.
Karasakal, Mehmet, Allah’ın İlk Halifesinden Devletlerin Son Halifesine İslâm Tarihi, Nida Yay., 2022.
Kur’ân-ı Kerîm, Türkçe Meali, Diyanet İşleri Başkanlığı.
Kur’ân-ı Kerîm, Türkçe Meali, Elmalılı Hamdi Yazır.
Kur’ân-ı Kerîm, Türkçe Meali, Muhammed Esed.
Machıavelli, Nıccolo, Prens, Çev: Kemal Atakay, Can Yayınları, 2018.
Marx, Karl, Alman İdeolojisi, Çev: Olcay Geridönmez, Kor Kitap, 2018.
Marx, Karl, Kapital, 3 Cilt, Çevler: Nail Satılgan, Erkin Özalp, Mehmet Selik, Yordam Kitap, 2021.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevi, 6 Cilt, Çev: Tahirü’l Mevlevî, Kırkambar Yayınları, 2011.
Nevevî, İmam, Riyazü’s Sâlihîn, Çev: Hanifi Akın, Ensar Neşriyat, 2013.
Nietzsche, Friedrich, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Çev: Ahmet İnam, İthaki Yayınları, 2016.
Nursî, Said, Sözler, Söz Yayıncılık, 2010.
Pappe, Ilan, Filistin’de Etnik Temizlik, Çev: Yankı Deniz Tan, İntifada Yayınları, 2022.
Rousseau, Jean-Jacques, Toplum Sözleşmesi, Çev: Ali Timuçin, Bulut Yayınları, 2007.
Said, Edward, Filistin Sorunu, Çev: Alev Alatlı, Alfa Yayınları, 2024.
Said, Edward, Oryantalizm, Çev: Nezih Uzel, İrfan Yayınevi, 1998.
Sartre, Jean-Paul, Varlık ve Hiçlik, Çev: Gaye Çankaya, İthaki Yayınevi 2009.
Sagan, Carl, Kozmos, Çev: Reşit Aşçıoğlu, Altın Kitaplar, 2023.
Shakespeare, William, Hamlet, Çev: Sabahattin Eyüboğlu, İş Bankası Yayınları, 2019.
Spinoza, Baruch, Tanrıbilimsel Politik İnceleme, Çev: Betül Ertuğrul, Biblos Yayınevi, 2008.
Tolstoy, Lev, Din Nedir?, Emaofis Yayınları, 2016.
Tolstoy, Lev, İtiraflarım, Çev: İpek Söylemez, Karbon Kitaplar, 2017.
Topbaş, Osman Nuri, Kur’ân-ı Kerîm Işığında Nebiler Silsilesi, 4 Cilt, Erkam Yayınları, 2013.








Son Yorumlar